Sonbahar kaçıp giderken …

Sonbahar_yeniden_Bl01_FatihGelincik
Bir sonbaharı daha geride bırakıyoruz. Söylenenlere kulak verirseniz; güya yaz mevsiminin olanakları tükenmiş, soğuk kış günleri neredeyse kapımızdaymış. İnsanoğlu hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak içine kapanıyormuş. Hasat mevsimi olmasını bir kenara koyarsanız, sonbahar melankoli zamanıymış. Belki biraz doğruluk payı da var bu söylenenlerde ama benim sonbaharım bu değil. Sonbahar; coşkuyla tadını çıkarmaya çalıştığım, renklerine hasta olduğum bir mevsim benim için.
Bu sonbaharda Atatürk Arboretumunu sıkça ziyaret ettim. Bir gidişimden diğerine ağaçların nasıl yapraklarını dökündüklerini bile gözlemledim. Sıra paylaşmaya geldi.

Yukarıdaki fotoğrafta yaprakları sararmaya başlamış söğüt ağacının dalları arasından uzaktaki, yaprakları kızaran ağacın da farkedilmesini istedim. Nedense yıllar önce izlediğim Gizli Bahçe filmini çağrıştırdı; sanki o ağacı sadece oradan görebilirmişsiniz gibi…
Sonbahar_yeniden_Bl02_FatihGelincik

Bu görkemli ağaca kayıtsız kalamazsınız. Kolay kolay fotoğrafınıza da sığdıramazsınız. Geniş açılı bir mercek gerekiyor. Geniş açıya geçmeden önce ağacımızı güneşin önüne bir perde çekerken de görüntüledik.

Sonbahar_yeniden_Bl03_FatihGelincik

Geniş açılı merceğimizle ağacı bütün olarak Ekim başındaki haliyle görelim.

Sonbahar_yeniden_Bl04_FatihGelincik

Sonbahar renklerine geri dönelim. Güneşin etkisi de olsa gerek; hemen oracıkta olup o anı tekrar yaşamak isteyebilirsiniz.

Sonbahar_yeniden_Bl05_FatihGelincik

Sonbahar_yeniden_Bl06_FatihGelincik

Yukarıdaki fotoğrafta her ağaç ayrı bir zamanı yaşıyor gibi. Bu noktayı aklımda tutup –kısmet olursa-gelecek yıl farklı alan derinlikleri denemek istiyorum.

Gelelim bu serinin en çok sevdiğim fotoğraflarından birine …

Sonbahar_yeniden_Bl07_FatihGelincik

Ağacın yaprakları sanki dalga dalga kızarıyor. Kırmızı birşeyler duman gibi uçuşarak yükseliyor gibi. Umarım bu görüntü başkalarına da hitap ediyordur. Sözü “Güzellik bakan gözdedir” deyişine getireyim. Bize güzel gelen her şey başkalarına aynı güzellikte görünmeyebilir ama dik durmak lazım!

 

Atatürk Arboretumda adlarını bilemediğim pek çok, değişik ağaç türü var. Ama fotoğrafçı gözüyle ben isimlerine değil de renklerine takılıyorum. İşte size kısacık boylarına karşın göz alıcı sonbahar görünümleriyle dikkatimi çeken iki ağaç …

Sonbahar_yeniden_Bl08_FatihGelincik

İlk fotoğrafta söğüt dallarının arasından görünen ağaca biraz daha yakından bakmadan geçmeyelim.

Sonbahar_yeniden_Bl09_FatihGelincik

Atatürk Arboretumunun ‘ikonik’ görüntüsünü tekrarlamadan olmaz: sonbahar ve gölet.Sonbahar_yeniden_Bl10_FatihGelincik

Çıkışa yaklaşıyoruz, sonbahar renklerini sevenler için ağaçların arasına bir kez daha dalalım ve güneşi çağıralım …

Sonbahar_yeniden_Bl11_FatihGelincik

Şükürler olsun diye başımızı yukarı kaldırdığımızda klasik bir görüntü bizi bekliyor.

Sonbahar_yeniden_Bl12_FatihGelincik

Sonbaharın bitmesini istemiyorum ama düşen yaprakları toplayan küçük arkadaşımız işini bitirince mevsimlerden kış olacak …

Sonbahar_Yeniden_Bl13_FatihGelincik

Yedigöller – Şelaleler

Yedigöller’de kısacık bir günün izlenimleri …

Kaçırdıklarımıza yanmamak mümkün değil ama bardağın dolu tarafına bakalım. Bardağın dolu tarafında şelaleler var …

Yedigoller_FatihGelincik_15101

Fotoğrafa gönül verip de değişik mercek, filtre ve üç ayak yatırımı yapanların olmazsa olmazı sonbaharda yapılacak bir Yedigöller turudur. Şelale, çağlayan fotoğrafları çekimi de bu turun gözde etaplarından biri. Ama günlerden bir bayram günü ise Yedigöller gezinizde şelaleye iyice yaklaşmak isteyen, serüven coşkusu ile yukarılara tırmanan fotoğrafçıların fotoğraflarınıza girmemesi için sabırla beklemeniz gerekiyor.

Hal böyle olunca bir iki fotoğrafla yetinip daha aşağılardaki çağlayanlara odaklandım. Şelale veya çağlayan fotoğraflarında hedef, akan suyu, ben diyeyim bulut halinde, siz deyin süt gibi çekebilmek. Bunun için filtre ile makinaya ışık girişini zorlaştırıp poz süresini uzatmak gerekiyor. Akan su dışında fotoğraftaki her şeyin de pırıl pırıl net olması lazım. Yoksa notunuz kırılır! Üç ayak da şart. Ama sonuç gerçekten etkileyici olabiliyor. Bu teknik ile çekilen fotoğraflar gözlerimizle göremediğimiz manzaraları bize hediye ediyor.

Yedigoller_FatihGelincik_15102

Yedigoller_FatihGelincik_15107

Yedigoller_FatihGelincik_15103

Yedigoller_FatihGelincik_15104

Bu mevsimde Yedigöller’de bulunmak bir ayrıcalık. Sonbahar renklerine de tutkunluğunuz varsa, o çok da geniş olmayan şelaleler bölgesinden bir dolu fotoğraf çıkarmayı başarabilirsiniz.

Yedigoller_FatihGelincik_15106

Yedigoller_FatihGelincik_15105

Müthiş kalabalık arasında usul usul yer değiştirmeler, pozların zaman alması derken saatler su gibi aktı. ilk başta milli parktaki doğal hayattan geldiğini varsaydığım homurdanmaların bizim ekipten geldiği sözlü sataşmalarla kesinlik kazanınca hüzünlü bakışlarla şelalelerden ayrıldım.

Geri kalan kısacık zamanda nefeslerimizin kesildiği hızlı bir tırmanış sonrasında Nazlıgöl, İncegöl ve Sazlıgöl’e de uğramış olduk. Buralarda ekip ile aramı düzeltmek için onların fotoğraflarına ağırlık verdim.

Yedigoller_FatihGelincik_15108

Yedigoller_FatihGelincik_15109

Neyse yüzlerde gülümsemeler belirdi.

Yedigoller_FatihGelincik_1510100

Sazlıgöl’ün yüzeyindeki yeşil örtünün arasındaki rengarenk yapraklar da göz alıcı duruyordu. Fotoğrafın sağ tarafında yine bir yüz görür gibi oldum.

Yedigoller_FatihGelincik_151011

Yedigoller_FatihGelincik_151012

 

Şimdi geriye bakınca; ne seyir terasına uğrayabildik, ne de göllerin hakkını verebildik. Ama karanlığa kalmadan milli parktan çıkmamız gerekiyordu.

Son söz: Yarım kalanlar bizi Yedigöller’e geri götürmeli…

Nilüferler ve çağrışımlar

Bu yaz çektiğim nilüferler fotoğraflarımın görücüye çıkma zamanı geldi. Gün geçtikçe yapraklar o kadar büyüdüler ki nilüfer çiçeklerini görebilmek, fotoğraflayabilmek çok zor, nilüfer sezonunu artık kapatıyorum.

Aykırı filozof Nietzsche şöyle buyurmuş: “Bir şeyin değeri, bazan, insana kazandırdıklarında değil onun neye mal olduğunda yatar.” Yani önümüzdeki yaz başında –inşallah- çekeceğim güzel nilüfer fotoğrafları benim bir yılıma mal olacak, ömrümden bir yıl götürecek! Bardağın dolu tarafına değil de boş tarafına bakarsanız böyle olur. Şaka bir yana; mevsimlik pek çok şeyi -bahar çiçeklerini, yaz aşklarını, sonbahar yapraklarını ve gönlümüzde kanat çırpıntısı yaratan diğer şeyleri- geride bıraktıkça onlara tekrar kavuşacağımızı düşünerek avunuruz.

Nilüfer fotoğraflarına geçmeden önce bu yaz yaşadığımız ilginç bir olayı anlatmam gerekiyor. Yer Sultanahmet camisinin avlusu. Ortalık yabancı, yerli turist dolu. Fotoğraf çekmek için camiye girmeden önce alçak taş duvarın üzerine oturup bakınıyorum. Caminin dış görünüşü de görkemli, olduğundan fotoğraf çeken çekene. Oldukça yaşlı bir yabancı çift yanıma oturuyorlar. Kendi aralarında Fransızca konuşuyorlar. Kadın ile göz göze geldiğimizde turistlere özgü bir şekilde kibarca gülümsüyor. Şansımı zorlayıp, İngilizce, caminin içini görüp görmediklerini soruyorum. Biraz dinlenip gireceklerini söylüyor. Konuşuyoruz. Kanadalı olduklarını öğreniyorum. Kadın Türkiye’yi ve Mısır’ı çok sevdiklerini anlatıyor. Artık yaşlandıklarını, büyük ihtimalle son defa geldiklerini söylüyor… Bu konuşma daha sonraları aklıma geldikçe boğazımda birşeyler düğümleniyor. Sevdiğinizi bir şeyi son defa yapmakta olmak buruk bir deneyim olmalı…

“Nilüfer fotoğraflarına geçebilir miyiz artık?” diye soranlarınız vardır. Geçelim.

Niluferler_Bl5_01_FatihGelincik

Bu fotoğrafı sevmemin nedeni nilüferin, sanki bir kuyunun içindeymiş gibi az ışık altındaki değişik havası. Nilüfer karanlıkta ışık kaynağı olmuş gibi. Ünlü şairimiz Behçet Necatigil’in Nilüfer adlı şiirinin üçüncü dörtlüğünü beraberce okuyalım :

…

Bir ışıktı yanardı yalnız gecelerde;

Akşam, çiçekler uykuya yattı,

Sardı karşı kıyıları karanlık-

Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.

 

Bu dörtlükte Nilüfer’in şairin gençliğinin simgesi –belki Nilüfer isimli bir kız arkadaşı- olduğu, Yunan mitolojisinin ünlü bir aşk öyküsüne gönderme yapıldığı, akşam –yaşlılık- ile birlikte karşı kıyılara –gençlik- ulaşmanın, artık, yol gösterecek lamba olmadığı için mümkün olmadığı anlatılıyormuş . Şiirseverler bu güzel şiirinin bütününü ve açılımını okumak için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirler.

http://sibiryaberberi.blogspot.com.tr/2012/09/necatigilin-niluferi.html

 

Daha önce de sözü geçmişti; fotoğrafta kontrastın önemi büyük. Fotoğrafa bakan kişi için farklı ilgi alanları yaratabiliyorsunuz. Bazan aydınlıkta, bazan da gölgede, karanlıkta kalan alanlara dikkati çekmeyi başarabiliyorsunuz. Ben genellikle açık tonlardaki nilüfer çiçeklerini gölgeler arasında yakalamayı seviyorum.

Niluferler_Bl5_02_FatihGelincik

Her yaz yüzlerce nilüfer fotoğrafı çekiyorum. Nilüfer havuzlarını, göletlerini dakikalarca, dikkatlice süzüp sanki satın alacakmışım gibi çiçek ve kompozisyonlar arıyorum.

Çok sevdiğim bir kıyaslama var: resim bir katma, yanına bir şeyler koyma sürecidir. Evi çizersiniz, ön tarafında bir ağaç kondurursunuz, bahçede oynayan sevimli çocukları ilave dersiniz, arkada batmakta olan güneşi, kıvrıla kıvrıla akan dereceği de kondurdunuz mu resim son şeklini alır. Fotoğraf da ise bir çıkarma süreci vardır. Çektiğiniz kişinin arkasındaki aydınlatma direği, yemyeşil parkı çevreleyen telli çit, az ilerdeki naylon torbalar … Bunların fotoğrafınızda yer almaması için yer değiştirirsiniz, temizlik yaparsınız vs. Ben de, istediğim kompozisyonu yakalamak için sağa sola, ileri geri sıkça yer değiştiririm.

Şanslı bir gününüzdeyseniz nilüferin yakınlarındaki bir kurbağacık fotoğrafınıza güzellik katabilir. Çook sessiz olup kurbağanın kaçmamasıni dileyin.

Niluferler_Bl5_03_FatihGelincik

Aşağıdaki fotoğrafa bakarken kıvrık yapraklardan üsttekinin bana kalbini gösterdiğini, nilüfer sevgime karşılık verdiğini hayal ediyorum …

Niluferler_Bl5_04_FatihGelincik

Nilüfer fotoğraflarına sudaki yansımalar da zenginlik katabiliyor. Dallar, ağaçlar, güneş …

Niluferler_Bl5_05_FatihGelincik

Polarize filtreler yansıma miktarını kontrol edebilmemizi sağlıyor. Bence onlarsız olmaz. Günün saati, havanın bulutlu olup olmaması da önemli. En uygun olanı ‘parçalı bulutlu’ gökyüzü. Kaçırmamak gerek.

Niluferler_Bl5_06_FatihGelincik

500px isimli fotoğrafv topluluğuna zaman zaman fotoğraflarımı yüklüyorum. Aşağıdaki fotoğrafı -güneş yansımasına atıfta bulunarak- “Atlantis güneşi üzerinde nilüfer” ismiyle yükledim. Fotoğrafta nilüfer ile güneşin yansımasını yan yana yakalamak için epey ter döktüğümü hatırlıyorum.

Niluferler_Bl5_07_FatihGelincik

Aşağıdaki fotoğrafta polarize filtrenin etkisi ve enstantane seçimi birleşmiş nilüfer çiçeğimizin rengi iyice değişmiş. Ortaya sanki neon ışık yayan -sanki GDO’lu- bir çiçek çıkmış. Fazla eleştiriye gelemem, bana sorarsanız “nilüfer kırk yılın başında bir diskoya gitmiş” derim.

Niluferler_Bl5_08_FatihGelincik

Peki, beni az önce topa tutanlar aşağıdaki nilüferin rengine ne kusur bulacaklar acaba …

Niluferler_Bl5_09_FatihGelincik

Şimdi ise bir nilüfer çiçeğinin, uzun boylu görünmek için ayaklarının ucunda yükselerek suyun epeyce üzerine çıkışına bakalım.

Niluferler_Bl5_10_FatihGelincik

Fotoğrafçıların güzel bir numarası vardır: yanlarında taşıdıkları su şişesinden su püskürterek çiçeğin üzerine “yağmur yağmış” etkisi yaratırlar. Size havuzun kenarından dökülen sudan nasiplenen bir nilüfer fotoğrafı geliyor. (Bu fotoğrafta) Numara yok! Yazın şu en sıcak günlerinde havuz, deniz çağırıyor bizi.

Niluferler_Bl5_11_FatihGelincik

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesindeki nilüfer havuzundan bir grup fotoğrafı gözümüzü ve gönlümüzü doldursun …

Niluferler_Bl5_12_FatihGelincik

Son olarak bu havuzun kenarından çektiğim; doğa, insan, kitap sevgisini aynı karede buluşturan bir fotoğraf ile kapanışımızı yapalım.

Niluferler_Bl5_13_FatihGelincik

Gelincik zamanı

Güneşli bir Mayıs günü, yol kenarında bir gelincik tarlasına rasgelip de  kayıtsız kalmak olmaz. Fotoğraf makinamızı kapıp gelincik tarlasına dalmamız gerekir.

Gelincikler_Bl_01_FatihGelincik

Gelincikler_Bl_02_FatihGelincik

Gelincikleri hakkını vererek hissetmek için Edip Cansever’in Gelincikler adlı şiirinden uzun bir alıntı yapalım:

…

yeter ki görünsün gelincikler                                                                                                                                                                                 önce tek tek görünsün sonra topluca

…

gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde                                                                                                                 sevgiler umutlar yok değildir                                                                                                                                                                           öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize                                                                                                                                                                   çabuk öfkeleniriz                                                                                                                                                                                                    durup durup böyle hüzünlenmemiz neden                                                                                                                                                  anlamıyoruz da ondan mı yoksa                                                                                                                                                                              bir bütün olduğunu mutluluğun                                                                                                                                                                              umudun bir bütün olduğunu                                                                                                                                                                                   seziyor muyuz yalnızca                                                                                                                                                                                           baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan                                                                                                                                                                   öyle bir arada güzel                                                                                                                                                                                             yaşamanın lezzetini                                                                                                                                                                                                kanımızı tutuşturdukça gün günden                                                                                                                                                                  buğusunu saldıkça                                                                                                                                                                                                               bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi.

 

İzlenimci (emprosyonist) dönemin ünlü ressamlarından Claude Monet’in “Argenteuil’de Gelincik Tarlası” adlı tablosuna göz atmadan geçmeyin. Büyüteci de kullanıp iyice resmin içine girin.

http://www.overstock.com/Home-Garden/Monet-Poppy-Field-in-Argenteuil-Oil-Canvas/4164209/product.html

Gelincik tarlasına daldığımız gün çok şanslıydık – çoğumuz hayatımızda ilk kez pembe bir gelincik gördük.

Gelincikler_Bl_03_FatihGelincik

Gelinciğin taç yaprakları kırışmıştı ama o pembe renginin hatırına, kırışıklıkları çoktan bağışladık. Oscar ödüllü İtalyan oyuncu Anna Magnani “Kırışıklıklarımı rötüşlemeyin, onları kazanmam kolay olmadı.” diyerek sahiplenmiş onları.  Samuel Ullman ise dikkatimizi başka bir noktaya çekiyor : “Yıllar cildimizi kırıştırabilir ama coşkumuzu kaybedersek ruhumuz kırışır.”

Gelincikler_Bl_04_FatihGelincik

Bu gelinciğin – deniz kabuğundaki gibi- kıvrımları, kıvrımlarda farklılaşan kırmızı tonlar hoşuma gitti. Kan kırmızı renginin canlılığı ve kadifemsi dokusu da cabası…

Gelincikler_Bl_05_FatihGelincik

Yukarıdaki fotoğrafta sanki bir tuhaflık var. Sanki gelincik bildiğimiz şeklini kaybetmiş, taç yaprakları eriyip kırmızı boyaya dönüşmüş gibi.

Gelincikler_Bl_06_FatihGelincik

İşte gelinciğin sevdiğim görünümlerinden biri. Değişik bir simetrisi var. İçindeki hazineyi -kısık gözle bakar gibi- biraz sergiliyor  biraz da saklıyor.

Bu narin ve güzel çiçekler pek çok şeyin sembolü olmuşlar.  Uykunun, barışın, ölümün. Kanadalı bir şairin Flanders Tarlalarında adlı ünlü şiiri 1.Dünya Savaşında ölen askerler için bir ağıt niteliği kazanmış:

Gelincikler açar Flanders tarlalarında                                                                                                                                                                    …

Biz öldük. Kısa süren günler önce                                                                                                                                                                          Biz yaşadık, şafağı hissettik, gün batışının parıldadığını gördük,                                                                                                           Sevdik ve sevildik, ve şimdi yatıyoruz,                                                                                                                                                        Flanders tarlalarında.

İngilizler de – Dünya Savaşında ölenler için- Anma Günü sembolü olarak benimsemiş gelinciği. Yüzüncü anma yıldönümünde ölen her bir İngiliz askeri için -toplam 888,246 adet- seramik gelincik Londra Kulesi önüne dikilmiş.

Hüzünlü çağrışımları geride bırakıp bize bahar coşkusu veren bu güzelim çiçeklere daha keyifli, coşkulu bir gözle bakalım.

Gelincikler_Bl_07_FatihGelincik

Gelincik yapraklarının rüzgarda dalgalanması net bir poz yakalamayı zorlaştırıyor. Çok sabırlı olmak gerek. Bu arada ilginç pozlar da çıkıyor. İşte size, kendine sığınacak bir gölge bulan bir gelincik.Gelincikler_Bl_08_FatihGelincik

Bir başkası da özel bir gün için saçlarını yaptırmış!

Gelincikler_Bl_20_FatihGelincik

Aşağıdaki fotoğrafta gelinciğin taç yaprakları alev almış, yanıyor gibi.  Odak noktası olarak çiçeğin merkezini seçince – alevlerin etkisiyle ! –  taç yaprakları netliklerini kaybettiler!   Bu fotoğrafın aşağıdaki dizelere eşlik edebilmesini dileyelim.

Gelincikler_Bl_09_FatihGelincik

Rahmetli Çelik Gülersoy’un İstanbul adlı şiirinden kısa bir alıntı:

Kelebekler parmaklarımda uçar
Gelincikler ateş-ateş dalgalanır ve yatar.
Çocuk gönüllerimizi ezer, ezerdi.

…

Bu şiirin tamamını lütfen okuyun. İste bağlantısı.

https://siirantolojim.wordpress.com/tag/celik-gulersoy/

…

Gönüllüsü olduğum Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde bu yıl gelincik ailesinden farklı gelinciklerle tanıştım.  Hele bir tanesine siyah gelincik demek çok yanlış olmaz.

Gelincikler_Bl_10_FatihGelincik

Siyah rengin kendini belli ettiği bir başkası …

Gelincikler_Bl_19_FatihGelincik

Taç yaprakları küçük, uzun olan bir başka tür ise çiçeğini mücevher edasıyla taşıyordu!

Gelincikler_Bl_11_FatihGelincik

Bahçede bu yaz gelincikgillerden göz alıcı ve dev gibi olanlarını da gördüm.

Gelincikler_Bl_12_FatihGelincik

Bozulmaya başlamış da olsa, üzerindeki, ölçek görevi yapan bir çekirge nedeniyle paylaşmak istediğim, aşağıdaki dev çiçek size de fikir verecek.

Gelincikler_Bl_13_FatihGelincik

Gelincikler_Bl_14_FatihGelincik

Hele bu sonuncusu benim gözdelerimden biri oldu. Muazzam bir turuncu renk ve hoşumuza gitmeye başlayan kırışıklıklar!    Mark Twain’e göre kırışıklıklar sadece gülümsemelerimizin izleri olmalıdır.

Gelincikler_Bl_15_FatihGelincik

Belki ben botanik bilgisinden sınıfta kaldım, yukarıdaki çiçek de belki gelincikgillerden değil. Ama turuncu ile akraba olduğuna eminim.  Müzelerde insanlar tabloların karşısına geçer, uzun uzun bakar, dalar gider ya – işte bu çiçek de sizi öyle çağırıyor. Üstelik bu da dev gibi. Bir dahaki sefere –ancak seneye- çiçeğin yanında bir de şerit metre tutmalı veya oyuncakçıdan bir çekirge alıp çiçeğin üstüne iliştirmeli!

Gelincikler_Bl_16_FatihGelincik

Aileden bir başkası ve ziyaretçisi. ..  Önde, sağda belli belirsiz gözüken de açmaya hazırlanan bir başka çiçek.

Renklerle aram iyi değil ama aşağıdaki gelinciğin rengine ben açık turuncu diyeyim. Sizden düzeltme gelirse de doğrusunu öğrenmiş olurum.

Gelincikler_Bl_17_FatihGelincik

Gözümün önünde gelinciğin taç yapraklarından biri kopup düşüyor …

Gelincikler_Bl_18_FatihGelincik

Kapanışı klasik bir gelincik fotoğrafı ile yapalım.

Gelincikler_Bl_21_FatihGelincik

 

Son sözümüz İranlı doğa tutkunu şair ve ressam Sohap Sepehri’ye ait:

Gelincik var olduğu sürece, şarttır yaşamak!

Lale Devri

 

“Zevk ve sefa” devri olarak özetlenebilecek Lale Devri aynı zamanda Gerileme Devri içinde yer alır ve sadrazamın idamı, padişahın tahttan indirilmesiyle sonlanır.

Fotoğrafçınız için Lale Zamanı  Emirgan Korusu, Hidiv Kasrı, Gülhane ve Göztepe parklarına yapılan koşuşturmalarla  özgün fotoğraf kareleri yakalama çabası gösterilen dönemdir.Lale_Devri_01_FatihGelincik

Şimdi bu fotoğrafın renkleri itibarı ile bir hassasiyet içerdiğini kabul ediyorum! Bir kısmınız – Parma taraftarları olanlarınız- profil resmi olarak seçerken bir kısmınız da beni alkışlayarak veya  başka şekillerde protesto edebilirsiniz. Ama üzüm sümbüllerinin kuşattığı bu lale bence güzel, sade bir poz oluşturuyordu.

Fotoğraf sanatında sadeliği hedefleyen minimalist akım  “Az olsun öz olsun” nitelemesiyle gayet güzel özetlenebilir.  Hem bu nitelemenin kaynağını görmek hem de bu akımı örnekleyen fotoğraflara göz atmak için lütfen aşağıdaki bağlantıyı kullanın.

http://listelist.com/minimalist-fotograflar/

Lale Zamanı’nda parklarda yapılan düzenlemelerin, yani belli bir alana yayılan ve bazan çok sayıda çeşitli lalenin yer aldığı karelerden çok –mümkünse- laleleri yalnız yakaladığım kareleri tercih ediyorum. Bir tür tektekçilik yani.

Merceğin diyaframını sonuna kadar açıp arka planı neredeyse bulut haline getirmek de iyi bir yöntem. Neyi, kimi çekiyorsanız onu gösterip önünü arkasını sis bulutu ile sarıyorsunuz. Alttaki fotoğraftaki lale erimekte olan bir mum gibi göründü gözüme.Lale_Devri_02_FatihGelincik

Mum deyince benim aklıma “Mum Kokulu Kadınlar” değil de Elton John’un –kendisini kişi olarak sevmesem de- “Candle in the wind/Rüzgardaki mum” şarkısı geliyor.

Bu şarkının sözleri aslında Marilyn Monroe için yazılmış ama sonra Prenses Diana için “Gülegüle İngiltere’nin gülü” şeklinde başlıyan dizelerle değiştirilmiş. Şarkının orijinali ise “Güle güle Norma Jean” dizesi ile başlıyor. Norma Jean, Marilyn Monroe’nun asıl adı. Şiir Marilyn Monroe’yu sinemada 22.sırada oturup izleyen, onu artist olarak değil de insan olarak –Norma Jean olarak- hisseden birinin bakışını yansıtıyor. Benim sevdiğim bölüm şöyle:

Bana öyle geliyor ki sen hayatını

Yağmur bastırdığında kime tutunacağını bilemeden

Rüzgar altındaki bir mum gibi yaşadın

          …

Şarkının orijinal sözleri için aşağıdaki bağlantıyı izleyebilirsiniz.

http://ceviri.alternatifim.com/data.asp?ID=5549&sarki=Candle%20In%20The%20Wind&sarkici=Elton%20John

Koskoca koruda, parkta yüzlerce, binlerce lale varken tektekçilik yapınca böyle çağrışımlara da daha kolay yakalanıyorsunuz.  İşte size ateşler içinde bir lale …

Lale_Devri_03_FatihGelincik

Bir blog yazarı sarı lalenin bir zamanlar umutsuz bir aşkı simgelerken şimdilerde neşeli düşünceleri, güneşi çağrıştırdığını yazmış. Fotoğraftaki lale ateş kırmızısı ile kuşatılmış. Fotoğrafta lalenin yerinde bir kızcağız duruyor olsa –adı Lale olabilir, sorun yok- fotoğraf sevdanın fotoğrafı olurdu.

Sırada yine bir yalnız kalp var. Parlak, kan kırmızısı güzel bir lale ve arka planda mor sümbüller -daha doğrusu renkleri.Lale_Devri_04_FatihGelincik

“Hiç mi toplu fotoğraf göremeyeceğiz?” diyenleriniz için …

Lale_Devri_05__FatihGelincikLale_Devri_06_FatihGelincikLale_Devri_07_FatihGelincik

Grup fotoğrafı deyince benim gözdelerimden birini – Laleler galerisi’nin kapak güzelini- koymadan yapamadım. Sırtlarını bilge bir çam ağacına yaslamış beyaz laleler. Birkaç tanesi -kulisten eğilerek sahneye bakar misali- güneş ışığını güzelce yakalamış. Değişik beyaz tonları ile, ağaç dokusu ile benim favorilerimden biri bu fotoğraf. Hani ıssız adaya götüreceklerimden …

Portakal rengi tonlarındaki laleleri de seviyorum. Onları da üzüm sümbülleri kuşatmış.Lale_Devri_08_FatihGelincik

Hafif metalik renkleri soğuk bulmazsanız iki nesli bir araya getiren bir fotoğrafım da var.

Lale_Devri_09_FatihGelincik

Makro çekim bir fotoğrafımız da olsun. Değişik bir lale çeşidi. Adı da ilginç: papağan lalesi. Üzerinde börtü böceği de var. Pul toplayanlar için pulun üzerindeki damga nasıl önemliyse çiçekler üzerinde börtü böcek olması da öyle.Lale_Devri_10_FatihGelincik

Emirgan’dan bir grup papağan lalesi. Aralarda da “en iyi yardımcı oyuncu” ödülüne aday mor sümbüller …

Lale_Devri_11_FatihGelincik

Şimdi de “Asortiye bak!” dedirtecek bir fotoğrafa bakalım.

Lale_Devri_12_FatihGelincik

Kapanış için tercihim romantizmden yana oldu. Lale Zamanı sona ermeden parkları bir daha dolaşın.

Lale_Devri_13_FatihGelincik

 

 

 

Manisa lalesi

 

Dönem olarak Lale Devri’ne çoktan girdik, keyfini sürelim. Birkaç yıldır Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde keşfettiğim, Manisa Lale’leri olarak da anılan, Taçlı Dağ Laleleri benim için gönül çelen oldular.

Manisa_Lalesi_1_FatihGelincik

Kaya Bahçesi’nin bir köşesinde yıldan yıla çoğaldıklarını zevkle gözlemliyorum dağ lalelerinin. Bir kere taç yaprakların renkleri muhteşem bence. Solmaya yakın renkleri bozuluyor ama o zamana kadar –günlerce-  çok güzel bakıyorlar size.

Alttaki fotoğrafta,  laleye yukarıdan bakarken diyaframı biraz açık tuttum. Aşağı  doğru netlik kayboluyor, denizin dibine doğru dalmış gibi oluyorsunuz.  Her tarafı dolduran fosforlu yeşillik benim hoşuma gidiyor doğrusu.

Manisa_Lalesi_2_FatihGelincik

Dağ lalelerini değişik günlerde, günün değişik saatlerinde ziyaret edince farklı pozlar yakalama imkanı buluyorsunuz.  Adeta güneş banyosu yapan, ışığa doymuş gibi duran lalenin mayışmış haline bakın …Manisa_Lalesi_3_FatihGelincik

Yakın çekim imkanı veren, makro mercekle çiçeğe iyice yaklaştığınızda sanki başka bir boyuta geçiyorsunuz. Daha doğrusu, çiçeğin yatak odasına giriyorsunuz!  Bakın beni, daha doğrusu arıyı adım adım izleyin göreceksiniz.Manisa_Lalesi_4_FatihGelincikManisa_Lalesi_5_FatihGelincikManisa_Lalesi_6_FatihGelincik

Evet, makro merceğimizi denemiş olduk. Biraz da estetik amaçlı çekim yapalım. Mor ve yeşilimsi bir arka fonda bir mor lale portresine bakalım.

Manisa_Lalesi_7_FatihGelincik

Ruh ikizini hayal eden veya özleyen bir lale …

Manisa_Lalesi_8_FatihGelincik

“Bak! Ben genç olmanın ne demek olduğunu biliyorum ama sen, sen yaşlı olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsun.” diyen yaşlı çiçeğin genç çiçekle konuşmasına kulak verelim…Manisa_Lalesi_9_FatihGelincik

Tabi burada, Orson Welles’in o ünlü şarkısından aşırma yaptım ama iyi gitti sanki. Blog yazılarımda, hoşuma giden bazı yorum veya deyişlere yer vermeyi seviyorum, ustaca dile getirilmiş bir düşüncenin güzelliği, derinliği bizi biraz alsın götürsün istiyorum.

Laleler ile ilgili yorum ve deyişlere şöyle bir baktım. Beni rahatsız eden bir tanesinde, yazar şöyle yorumlamış.  “Bu dünyada, bir bahçedeki laleler gibi olmakla nasıl yetinebilirsiniz? Güzel bir gösteri yap ve hiçbir işe yarama!”  Apaçık görülüyor ki, derdi laleler değil, birilerini sorguluyor, eleştiriyor. Lale Yatiştiricileri Derneği dava açsa olur. Neyse yazarın adını vermeyelim.

İlle de bir burukluk yaşayacaksak Sylvia Plath’ın Laleler şiirini önerebilirim. Hastanede, ameliyat sonrasında yatağında yatarken, hediye getirilen kırmızı lalelerin onu neredeyse tedirgin ettiğini anlatan enfes bir şiir. Ama “Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali” demeseydi keşke!

Şiir severler bu güzel ve rahatsız edici şiiri okumalı.

http://siir.alternatifim.com/data.asp?ID=44468&siir=Laleler&sair=Sylvia%20Plath

 

20.yüzyılın en önemli ressamlarından Henri Matisse beyaz laleler ile dağ lalelerini bir tablosunda bir araya getirmiş. Salon duvarınızda olmasını isteyebileceğiniz bir tablo.

http://c2973902.r2.cf0.rackcdn.com/uploads/tms_image/image/2475/art_show_resize_format_003dfull

 

Geçtiğimiz günlerde lalelerin üstünde arılar, uç uç böcekleri, ateş böcekleri gördüm ve fotoğrafladım. Bunları da yeni açacağım Manisa Laleleri galerisine saklıyorum. Pek yakında göreceksiniz. Beklerim …

Dağ lalelerinin farklı renklerde olanlarından da tek tük gördüm.  Kıyabilse insan yan yana koy çek –  öyle güzel duracaklar ki. Ama bu çiçeklere dokunmaya kıyamazsınız.

Manisa_Lalesi_10_FatihGelincik

Güneşli ama esintili ilkbahar günlerini yansıtması için kapanışı rüzgarda kanat çırpan bir beyaz dağ lalesi ile yapalım.

Manisa_Lalesi_11_FatihGelincik

 

Yakıştırmalar …

Geçenlerde elime geçen bir kitaba takıldım:  “Ölmeden Önce Çekmeniz Gereken 100 Harika Dijital Fotoğraf”.  Tamam! Ben de “Ölmeden önce yapmanız gereken …” diye başlayan iddialı kitaplara, tezlere hemen atlamam, hatta şüpheyle bakıp savunma durumuna geçerim. Tekrarlanan klişeler, radyoda her gün defalarca çalınan şarkılar gibi itici gelir.

Neyse, “Kısa kes, takılmışsın işte kitaba” diye düşünmekte haklısınız. Efendim, öte yandan, bu kitap bana bir  “Yoklama listesi” sunuyor. Örneğin, “Bir yaşlının saygınlığını, ruhunu yakalayabildin mi?” diye soruyor, “Bir hayvanın kişiliğini yansıtabildin mi?” diye soruyor.  Sorular, daha doğrusu öneriler sürüp gidiyor. Sonunda bu kitabın bir fotoğraf meraklısı için bir dizi güzel öneri sunduğuna karar verdim.

Bir hayvanın kişiliğini yansıtan fotoğraf …  Aslında yakın çevremde kişiliğini yansıtabilecek kadar iyi tanıdığım hayvan yok. Ama ilginç hayvan fotoğraflarım var mı? Var. Bu fotoğrafları yakıştırmalar yaparak paylaşmak istiyorum. Bakalım size de ilginç gelenler olacak mı?

Moda fotoğrafçılığında çığır açıp daha sonra farklı fotoğraf tarzları ile de uğraşan Richard Avedon, portre fotoğrafçılığının gösteri – performans- olduğuna inanırdı.  Portrenin doğal olup olmaması değil gösterinin iyi ya da kötü olduğuna bakılmalıydı. Tüm yapabileceğiniz karşınızdaki yüze; ifade, davranış, giyim-kuşam  aracılığıyla bir şeyler yansıtabilmek … Ben de yakıştırmalar yaptığım, kendimce bir hikaye uydurduğum hayvanlara o gözle bakmanızı istiyorum.

Fotoğraf çekimleri sırasında hiçbir hayvan acı çekmedi!

İlk fotoğraf kıskançlık konusunu işliyor!

Kıskanç_Karga_FatihGelincik

Kargalar daha belirgin olsunlar diye fotoğrafı kenarlarından kırptım. Görseniz, gerçekten koca gökyüzünde bitişmiş gibi duruyorlardı. Üsttekinin kıskançlık yaptığını anladım! Rahatsız oldum,  koskoca gökyüzünde kızı veya çocuğu bu kadar sıkmaya, boğmaya gerek var mı? Bu ilişkinin gidişatını iyi görmedim.

İnsanlarla içli dışlı yaşamanın sonucunda kargalar, giderek, yaşam mahallerimizde daha görünür hale geldiler. Bir sabah eşimin başına doğru tehlikeli bir sorti yapan karganın aslında mahalle esnafının  “Haydar” olarak adlandırdığı saygın bir karga olduğunu öğrendik. Demek ki hayvanları kişileştirme konusunda yalnız değildim.

Kargalar ile başladık çok ilginç bir haber ile devam ediyoruz. BBC’de yayınlanan bir haberin konusu “Kargaların hediyeler sunduğu kız …” . Olay 2011 yılında dört yaşındaki Gabi adlı bir kız çocuğunun yemek kırıntılarına kargaların üşüştüğünü farketmesiyle başlıyor. Sonraları bilinçli olarak beslenme çantasındakileri onlarla paylaşmaya başlıyor.  2013 yılında Gabi ve annesi, bahçelerinde kargalara düzenli olarak yiyecek vermeye başlıyorlar. Her sabah suyunu tazeledikleri bir suluk ve kargalar için yer fıstığı koydukları bir sofra düzeni oluşturmuşlar. Ve işte ondan sonra kargalardan hediyeler gelmeye başlamış. Bir küpe, bir menteşe parçası, parlak bir taş ve niceleri …

_81210316_gifts-purple-624

Haber ve fotoğraf – Katy Sewall

Bahçenize dadanan onca karganın seslerine bayılmayabilirsiniz ama hediye faslı çok güzel bir deneyim olmalı. Küçük kıza gelen hediyeleri bir görseniz. İlgilenenler için haberin bağlantısını paylaşayım.

http://www.bbc.com/news/magazine-31604026

Kargaları selametle bırakıp diğer hayvanlara dönelim. Besbelli bu günlerde hayvanlar aleminde sıkıntılar yaşanıyor. İşte belgesi aşağıda. Mizahımızda “Kötü Kedi” tiplemesi var.  Ama ben, “Geçen Yaz Ne yaptığını Biliyorum” adlı korku filminde yer alabilecek bir kediyi kendi gözlerimle gördüm!

I_know_what_you_did_last_summer_FatihGelincik

Hayvanın günahını mı alıyorum acaba?

 

Bir pencerenin kenarına ilişen bir sokak kedisi ise bulanık camın arkasından, içeridekilere ulaşmaya çalışıyor. Bulanık, pis bir cam, arkada sembolik değeri olabilecek demir parmaklıklar … Sanki stüdyo fotoğrafı. Bir zamanlar her yerde karşımıza çıkan  “Ağlayan çocuk” resminin kediler için yorumlanışı gibi.

Sefalet_FatihGelincik

Suratsız bir hayvanın için her şeyin yine de yolunda gidebilmesi de mümkün. Youtube’da çıkan videosu 17 milyon defa izlenen “Huysuz Kedi”’nin Nicole Kidman’dan daha fazla para kazanması inanılır gibi değil. Ama hayvanın öyle bir karizması var ki, helal olsun demek gerek.

https://www.youtube.com/watch?v=INscMGmhmX4

İletişim çağı, sen nelere kadirsin?

 

Eveet. Ben, yine de, olumsuz/ümitsiz hayvan tiplemelerini dengelemek için, eskilerden, “Düşünen Leylek”i paylaşayım sizlerle.

Düşünen_Leylek_fatihGelincik

Var değil mi öyle bir “düşünen leylek” hali?

Hemen bir başka leylek fotoğrafı …

Ay_Yürüyüşü_Moonwalk_FatihGelincik

Havada yürürken yakaladığım leyleğin fotoğrafı biraz daha net olsaymış iyi olacakmış. Michael Jackson’un meşhur “Ay Yürüyüşü”nü çağrıştırdı bana.

Gülhane’de leyleklerin bırakıp gittikleri yazlık evlerine bakıyorum. İlkbahar artık kapımızda. Bekliyoruz.

Yazlik_Evler_FatihGelincik

Darıca hayvanat Bahçesi’nden güncel bir kaç fotoğrafa göz atalım.

Gerilim_FatihGelincik

Arkadaşın ağzı açık kalmış. “Liverpool’un beşinci penaltısını bekliyor” havası var. Lokması ağzında, öylesine dona kalmış.

Dertli_FatihGelincik

İşte size her acının tiryakisi olmuş havasında biri. Dile gelse, kim bilir neler duyacağız.

Devekuşu__FatihGelincik

Gününde olmayan biri daha. Patlamaya hazır bir hali var. Çok üstüne gitmemek akıllıca olur.

Pony_FatihGelincik

Bilmiyorum, bu fotoğrafa bir duygunun adını verin desek, “hüzün”den başka duygu öneren çıkar mı? Tabii ben yine olayı abartıp “perçemi taranmış gibi duruyor, özel bir gününde gönül kırıklığına uğramış” diyeceğim.

Yanlış anlaşılmasın, hüzün ve, neden-sonuç ilişkisi ile bağlı olduğu, acı  hiç de hafife almadığım, hatta çok önemsediğim duygular. İki alıntı geliyor.

Hilmi Yavuz’un Nazım Hikmet şiirindeki şu dizeleri çok severim:

  hüzün ki en çok yakışandır bize

  belki de en çok anladığımız  

Graham Greene’in, Türkçe’ye Zor Tercih olarak çevrilen romanının girişinde yer verdiği,  Leon Bloy’dan yaptığı alıntı da çok hoşuma gitmişti:

İnsanın kalbinde henüz var olmayan yerler vardır, buralara acı dolar ve onları var eder.  

 

“İçimizi yeterince burktun” diyorsunuz. Havayı değiştirelim. Bulmaca çözmeye ne dersiniz? Gelin, kayıp zürafayı bulalım. “Kamuflaj” adını verdiğim fotoğrafa bakalım.

Camouflage_FatihGelincik

İki zürafadan birisi başını, saklanmak istercesine, diğerinin vücuduna yaslamıştı. Hoşuma giden bir fotoğraf oldu. Zürafanın derisindeki desenler, araziye uymak isteyen komandoların giysilerindeki desenlere benziyor. Hayvanlarla ilgili, hoşuma giden bir başka benzetme de zebraların çizgili desenlerinin pijama‘ya benzetmesi. Zebra fotoğrafım yok, sırf gevezelik olsun diye yazmak istedim.

Bloğumuzu  “yazısız karikatürler” gibi, yorum gerektirmeyen bir fotoğraf ile bitirelim.

Güvenlik_Görevlisi_FatihGelinciks

Ah şu martılar …

Bir yılı geride bırakıyoruz.  ‘2014’ün en iyileri’ şeklinde bir seçim yapıp sunmayı tercih etmiyorum. Öte yandan da, ‘paylaşabilme’ ölçütlerimi karşılayacak yeni  fotoğraflar koymam gerekiyor. Bu noktada kadim mankenlerim martılar bizlere güzelim görüntüler sunuyor.

Hayatı film olarak izleyen gözlerimiz  fotoğraf makinesinin yakaladığı anlık güzelliklere biraz da kıskançlıkla bakakalıyor. Öyle ya, gerçek hayatta var mı görüntüyü dondurmak, geriye alıp tekrar izlemek …

Martilar_2014f01_FatihGelincik

Işık, hareket ve kompozisyon. Bunlardan birini ustaca yakaladığında gözün takıldığı bir fotoğraf yakalıyorsun. İkisini birden ustaca yakaladığında uzun uzun  baktırıyorsun. Üçünü birden yakaladığında alkışlanıyorsun. Yukarıdaki fotoğrafta ışık ve ilginç bir poz bir araya gelip bu fotoğrafı kurtarmışlar.

Martilar_2014f02_FatihGelincik

Fotoğrafçının elinde artık terzininki gibi bir makas var. Fotoğrafınızın çözünürlüğü yüksekse, kompozisyon tarafında istediğiniz gibi bir etki yaratabiliyorsunuz. Yukarıdaki fotoğrafta martının gözleri de ışık alabilseymiş daha güzel olurmuş. Ama böyle de güzel.

Fotoğraf ışıkla var oluyor. Ama tonlar, gölgeler, yeri geldiğinde karanlık da fotoğrafa değişik anlamlar katıyor. Aşağıdaki fotoğrafın ‘parlament’ mavisini çağrıştıran tonu ve üzerimize doğru gelen dövmeli (!) martı hafif bir gerginlik yaratıyor gibi.

Martilar_2014f03_FatihGelincik

Sırada ‘şehirli bir martı’ var. Arkadaki binaların seçilememesi beni rahatsız etmiyor. Hatta, arka fonda onlar varken, martı bana daha da net görünüyor. Kanatlar yayılmış, siyahtan beyaza değişik tonlarda, farklı uzunluklardaki tüyler zenginlikleriyle gözlerimizi alıyor. Martının başı yarı gizlenmiş ama gözündeki pırıltı hoşumuza gidiyor. Değil mi!!

Martilar_2014f04_FatihGelincik

Aksiyon sevenler için de hazırlıklıyız.

Martilar_2014f05_FatihGelincik

Yine şanslı bir buluşma olmuş, ışık (gaga açık, perdeli ayaklar gözümüzü alıyor), hareket bence güzel. Kompozisyon olarak da “boş değil” diyeceğim ama sağ üst taraf boş kalmış. O tarafı da dolduran birileri olsaymış …

Martilar_2014f06_FatihGelincik

Her zaman göremediğimiz türden bir martı size. ‘Kartal martı’ falan diyesim geliyor. Kanat genişliği, bakışı, arkasındaki ‘korumaları’, fotoğrafçıları görmezden gelmesi …  Hiç kuşku yok:  bir alfa, bir ‘baba’, bir ‘sayın martı’ ile karşı karşıyayız..

Aklımızda son kalan bu görüntü olmasın ama!   2014’ü ufku süzen bir martının fotoğrafı ile bitirelim.

Martilar_2014f07_FatihGelincik

Mutlu yıllar dilerim.

Sonbahar Yaprakları – Sezon finali …

Sonbahar her yaprağın birer çiçeğe dönüştüğü ikinci bir bahardır.

Albert Camus

 

Sonbaharı kucaklayan hoş bir deyiş. Yaprakların çiçeklere dönüşmesi – neredeyse özgünlük kazanmaları – giderayak yeni renklerle bezenmeleri, dallarından kopup farklı yerlere sürüklenmeleri, hoşumuza gidecek bir kompozisyon yaratmaları  ile yakından ilgili.

Sonbahar_Yapraklari_01_FatihGelincik

Değişik türden ağaçların yaprakları rüzgarın, yağmurun etkisiyle bir araya gelmişler, mozaik oluşturmuşlar.  Bir toplantı havası var. Bu yapraklar yeşilken beraber oynamalarına izin verilmiyormuş. Şimdi karışanları yok …

Sonbahar_Yapraklari_02_FatihGelincik

Sonbahar_Yapraklari_03_FatihGelincik

Sonbahar şenliğine farklı renkler katılıyor. Bazı fotoğraflar kocaman posterler halinde basılmayı hakkediyorlar. Bu fotoğrafları, makinayı üçayak üzerine alıp diyaframı da iyice kısarak maksimum netlikle çekmek gerekiyor. Sonra geç karşılarına bakakal …

Sonbahar_Yapraklari_04_FatihGelincik

Milli Piyango’yu kazanmak için nasıl bir bilet almak gerekiyorsa, sonbahardan nasibimizi almak için de zincirlerimizi kırıp, değişik türden ağaçların -aman aralarında akça ağaç da olsun! – bulunduğu bir yerlere gitmek gerekiyor.

Sonbahar_Yapraklari_05_FatihGelincik

Sevdiğim bir Çin atasözüne göre, ağaç dikmek için en iyi zaman yirmi yıl öncesidir, o zaman kaçırılmışsa, en iyi dikme zamanı şimdidir. Ulu ağaçları bir başka severim, saygı ve sevgi duygusu dolar içime.

Geçenlerde, California’nın kuzeyindeki yağmur ormanlarının içinde, oldukça yakın zamanda, keşfedilmiş dev bir bir kızılağaca tırmanışı konu olan bir yazı okudum.  Tırmanışa katılan bir gazeteci –Richard Preston- bu konuda bir de kitap yazmış. Yüz metreyi aşan ağaçların üstünde, yüzyıllar boyunca biriken tozların, eğrelti otları ve başka bitkiler için bahçeler oluşturan toprağa dönüştüğünü, bu heybetli ağaçların bir organizmaya dönüşüp, mercan adaları misali bir ekosistem oluşturduklarını, bu ağaçlarda henüz tasnifi yapılmamış pek çok canlının yaşadığını anlatıyor. Masal gibi … Yazarın websitesine gidin, fotoğraflar da var. Bir başka kaynakta, bu ağaçların arasında 2,200 yaşında olanların olduğu belirtiliyor…

Neyse … Yakınlarımızda dev bir kızılağaç yok. Ama güzel bir ağacın yanında küçücük kalabiliyorsak, bence bu yeterli. Mevsimlerden sonbahar, kızıl yapraklı bir ağaç, eteğinde bizden biri, avuçlarında ateş rengi bir yığın yaprak …

Sonbahar_Yapraklari_06_FatihGelincik

Gezimize devam ederken gözüme ilişen su birikintisi kışa hazırlanan  ağaçlara ayna tutuyor. Bir parça gökyüzünün, ağaçların yerde yansımaları sanki bir kolaj (kesyap) etkisi oluşturuyor. Sarı, kahverengi, kırmızı renklerin karışımı da cabası.

Sonbahar_Yapraklari_07_FatihGelincik

Bazı yerlerde üst üste yığılan yapraklar da kabartma bir tablo oluşturmuşlar. Bu yaprakları yapboz parçalarına benzetiyorum. Parçaları birleştirerek ‘Yağmurlu bir Sonbahar Günü’ adlı tabloyu tamamlayabilir miyiz?  …

Sonbahar_Yapraklari_Yapboz_08_FatihGelincik

Yağmur suyunun akışı yavaşlamış. Yosunlaşmaya yüz tutmuş çakıl taşları, taşların eteğinde yansıma ile adeta farklı bir renk alan su, aralarda sıkışmış, suya doymuş yapraklar …

Sonbahar_Yapraklari_09_FatihGelincik

Sonbaharın sonuna geldik: ağaçlar artık yapraklarını tutamaz oldular. Sezon sonu finali …  Bir ağacın dallarındaki son yapraklarından biri poz veriyor.  Kaç gün daha direnebilecek ki?

Sonbahar_Yapraklari_10_FatihGelincik

Yol boyunda, birkaç ağacın çevresine savrulmuş yapraklardan bir avuç kadarını özenle seçerek topladım. Sonra da onlarla stüdyoya girdim… Bu ne kadar doğru tartışılır. Ama şu renklere bakar mısınız!

Sonbahar_Yapraklari_11_FatihGelincik

Bu blogun kapanışını soru soran bir alıntı, bir de mini anket ile yapalım.

Sözcükler yaprak olsaydılar sonbaharı mı tercih ederdiniz  ilkbaharı mı?

Jarod Kintz

 

Evet tercihiniz?

 

 

Sonbahar Renkleri

Beykoz_Korusu_1b_FGelincik

Metin Altıok’un Sonbahar adlı şiiri “Sonbahar –ki acının değişmez dipnotudur-“ dizesi ile başlar. Sonbahar (Farsçasıyla hazan) ve hüzün birbirine –kafiyeli bir şekilde- çok yakıştırılır. Mecazen/metafor olarak da sonu anlatır. Sonbahar deyince de aklımıza ‘sararıp düşen yapraklar’ mutlaka gelir.

Gelin görün ki sonbahar fotoğrafları sadece hüzün barındırmaz.

Beykoz_Korusu2_FGelincik

Düşen yaprakların arasından fışkıran çiğdemler en demli hüzünlere bile dur diyebilir. Adeta ‘hayat devam ediyor’ der gibiler. Gerçekten de bahar ile birlikte doğa yine yeşillere bürünmeyecek mi?  Gelin, biz, düşen yaprakların yenilenerek geri geleceği güvencesiyle, onların yavaş yavaş ağaçlardan süzülerek toprağa kavuşmalarını, hışırtılarını, yağmurun verdiği parlaklıklarını zevkle izleyelim.

Yedigoller_b_FGelincik

Kimse kusura bakmasın! Ben sonbaharı güzel bulup yolunu bekleyenlerdenim.  Renklerdeki dönüşümün yeşilden sarıya, sarıdan kırmızının değişik tonlarına doğru yol almasını keyifle izlerim.

Bahce_FGelincik

Bu yüzden şair M.Faik Ozansoy’un “Yaprakların altın gibi savrulduğu anı aylarca hayal etmesi” hoşuma gider.

Bakın ne güzel; altın gibi savrulan bir yaprak sahibini bulmuş …

Sonbahar_FGelincik

Sonbahardaki renk dönüşümü görsel bir şölen havası yaratır. Mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Atatürk Arboretumu. Bu günlerde değişik renklerin, kompozisyonların tadına doyamazsınız..

AArboretum_FGelincik

Beykoz-AArboretum_FGelincik

Bu iki sonbahar fotoğrafını da güzel buluyorum. Kameraya bakan ama güneş almayan yapraklar gölgede kalarak kontrast yaratmış. Soldaki fotoğrafta arkadan gelen kuvvetli güneş ışığı, ağacı ‘yapraklardan oluşan bir tül perde’ye dönüştürüp arkada kalan çam ağaçlarını da görünür kılıyor. Benim hoşuma gitti. O kadar ki, iki gün arka arkaya Beykoz korusuna gittim. Sağdaki fotoğraf Atatürk Arboretumu’ndan.

Sonbahar renklerinin  birbirine karışması, yansımaları, güzellikleri hele bir göl/gölet veya akarsu kenarındaysanız çoğalır gider.

Yedigoller_2b_FGelincik

Yedigoller_3b_FGelincik

Yedigoller_4b_FGelincik

Sonbaharı güzel bulanlar için boş geçirilmemesi gereken günler, veya hiç değilse, hafta sonları bunlar. Şansınıza usul usul yağan bir yağmura da yakalanırsanız tadını çıkarın …

Sonbaharı güzel bulanlar için boş geçirilmemesi gereken günler, veya hiç değilse, hafta sonları bunlar. Şansınıza, usul usul yağan bir yağmura da yakalanırsanız tadını çıkarın .