Duru – Haziran güneşinde

Galerilerimden birini parselleyen Duru bu yaz tatilinde bize öncelik tanıdı. Onunla fotoğraf serimize devam ediyoruz. Özellikle, ‘altın saatler’ olarak anılan, hoş ve sıcak renk tonlarının oluştuğu, öğleden sonranın ilerleyen saatlerinde çektiğim fotoğrafları paylaşmak istiyorum.

İlk birkaç fotoğraf duvarlar arasında, sanki tarihi bir mekanda çekilmiş gibi.

Duru_5061_FatihGelincik

Bir köşedeyiz, sağ taraftan da altın değerinde güneş ışığı modelimizi aydınlatıyor. Göz göze gelmişiz. Duru_5062_FatihGelincik

Bir başka köşedeyiz. Koyu tonlardaki taş duvarların arasında aydınlık bir yüz …Duru_5063_FatihGelincik

Yüzünde bir umutsuzluk, acı veya korku ifadesi olsa bu mekana daha çok uyabilirdi. Allahtan yok. Kırmızı yanaklar, gülümsemeye yakın bir yüz. Sorun yok.

Duru_5064_FatihGelincik

Taş duvarlardan uzaktayız. Rahatladık, eğleniyoruz besbelli …

Duru_5065_FatihGelincik

Apaçık gözükmüyor ama ortalığa ‘altın’ güneş ışığı sinmiş, güzel bir hava katmış.

Duru_5066_FatihGelincik

Benim sevdiğim fotoğraflarından biri …  Fotoğraf dergilerinden birinde portre çekimi için verilen ipuçları arasında bir tanesinin altı çizilerek vurgulanıyordu: “Çektiğiniz kişinin gülümsemesini talep etmeyin, hatta gülümsüyorsa ikaz edin!” O fotoğraf ustası kusura bakmasın …

Duru_5067_FatihGelincik

Bu fotoğraftaki ifade yorumlamaya değer.

Duru_5068_FatihGelincik

Güzel bulduğum bir başka fotoğraf da bu. Aralardan sızan güneş ışığı kısmi aydınlatma yapmış, gözlerde yansımalar var, çingene pembesi bir bandana da renk katmış.

Duru_5069_FatihGelincik

Saatler daha da ilerlemiş. Kızımız dalmış. Ağırbaşlı bir fotoğraf.

Duru_50610_FatihGelincik

Aynı yerde, farklı bir açıdan güzel bulduğum bir fotoğraf daha. Yüzünde sanki bir özlem ifadesi var.

Websitemdeki galerisinde bebek arabasındaki fotoğrafıyla başladığımız albümü nice güzel fotoğraflarla sürsün inşallah. Çocukluğumdan belli belirsiz hatırladığım bir kitap var: “Brooklyn’de bir ağaç yetişiyor”. Bir genç kızın büyümesini anlatıyordu. Duru’nun galerisine de “Bir filiz yetişiyor” gibi bir isim vermeli …

 

 

Gelincik zamanı

Güneşli bir Mayıs günü, yol kenarında bir gelincik tarlasına rasgelip de  kayıtsız kalmak olmaz. Fotoğraf makinamızı kapıp gelincik tarlasına dalmamız gerekir.

Gelincikler_Bl_01_FatihGelincik

Gelincikler_Bl_02_FatihGelincik

Gelincikleri hakkını vererek hissetmek için Edip Cansever’in Gelincikler adlı şiirinden uzun bir alıntı yapalım:

…

yeter ki görünsün gelincikler                                                                                                                                                                                 önce tek tek görünsün sonra topluca

…

gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde                                                                                                                 sevgiler umutlar yok değildir                                                                                                                                                                           öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize                                                                                                                                                                   çabuk öfkeleniriz                                                                                                                                                                                                    durup durup böyle hüzünlenmemiz neden                                                                                                                                                  anlamıyoruz da ondan mı yoksa                                                                                                                                                                              bir bütün olduğunu mutluluğun                                                                                                                                                                              umudun bir bütün olduğunu                                                                                                                                                                                   seziyor muyuz yalnızca                                                                                                                                                                                           baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan                                                                                                                                                                   öyle bir arada güzel                                                                                                                                                                                             yaşamanın lezzetini                                                                                                                                                                                                kanımızı tutuşturdukça gün günden                                                                                                                                                                  buğusunu saldıkça                                                                                                                                                                                                               bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi.

 

İzlenimci (emprosyonist) dönemin ünlü ressamlarından Claude Monet’in “Argenteuil’de Gelincik Tarlası” adlı tablosuna göz atmadan geçmeyin. Büyüteci de kullanıp iyice resmin içine girin.

http://www.overstock.com/Home-Garden/Monet-Poppy-Field-in-Argenteuil-Oil-Canvas/4164209/product.html

Gelincik tarlasına daldığımız gün çok şanslıydık – çoğumuz hayatımızda ilk kez pembe bir gelincik gördük.

Gelincikler_Bl_03_FatihGelincik

Gelinciğin taç yaprakları kırışmıştı ama o pembe renginin hatırına, kırışıklıkları çoktan bağışladık. Oscar ödüllü İtalyan oyuncu Anna Magnani “Kırışıklıklarımı rötüşlemeyin, onları kazanmam kolay olmadı.” diyerek sahiplenmiş onları.  Samuel Ullman ise dikkatimizi başka bir noktaya çekiyor : “Yıllar cildimizi kırıştırabilir ama coşkumuzu kaybedersek ruhumuz kırışır.”

Gelincikler_Bl_04_FatihGelincik

Bu gelinciğin – deniz kabuğundaki gibi- kıvrımları, kıvrımlarda farklılaşan kırmızı tonlar hoşuma gitti. Kan kırmızı renginin canlılığı ve kadifemsi dokusu da cabası…

Gelincikler_Bl_05_FatihGelincik

Yukarıdaki fotoğrafta sanki bir tuhaflık var. Sanki gelincik bildiğimiz şeklini kaybetmiş, taç yaprakları eriyip kırmızı boyaya dönüşmüş gibi.

Gelincikler_Bl_06_FatihGelincik

İşte gelinciğin sevdiğim görünümlerinden biri. Değişik bir simetrisi var. İçindeki hazineyi -kısık gözle bakar gibi- biraz sergiliyor  biraz da saklıyor.

Bu narin ve güzel çiçekler pek çok şeyin sembolü olmuşlar.  Uykunun, barışın, ölümün. Kanadalı bir şairin Flanders Tarlalarında adlı ünlü şiiri 1.Dünya Savaşında ölen askerler için bir ağıt niteliği kazanmış:

Gelincikler açar Flanders tarlalarında                                                                                                                                                                    …

Biz öldük. Kısa süren günler önce                                                                                                                                                                          Biz yaşadık, şafağı hissettik, gün batışının parıldadığını gördük,                                                                                                           Sevdik ve sevildik, ve şimdi yatıyoruz,                                                                                                                                                        Flanders tarlalarında.

İngilizler de – Dünya Savaşında ölenler için- Anma Günü sembolü olarak benimsemiş gelinciği. Yüzüncü anma yıldönümünde ölen her bir İngiliz askeri için -toplam 888,246 adet- seramik gelincik Londra Kulesi önüne dikilmiş.

Hüzünlü çağrışımları geride bırakıp bize bahar coşkusu veren bu güzelim çiçeklere daha keyifli, coşkulu bir gözle bakalım.

Gelincikler_Bl_07_FatihGelincik

Gelincik yapraklarının rüzgarda dalgalanması net bir poz yakalamayı zorlaştırıyor. Çok sabırlı olmak gerek. Bu arada ilginç pozlar da çıkıyor. İşte size, kendine sığınacak bir gölge bulan bir gelincik.Gelincikler_Bl_08_FatihGelincik

Bir başkası da özel bir gün için saçlarını yaptırmış!

Gelincikler_Bl_20_FatihGelincik

Aşağıdaki fotoğrafta gelinciğin taç yaprakları alev almış, yanıyor gibi.  Odak noktası olarak çiçeğin merkezini seçince – alevlerin etkisiyle ! –  taç yaprakları netliklerini kaybettiler!   Bu fotoğrafın aşağıdaki dizelere eşlik edebilmesini dileyelim.

Gelincikler_Bl_09_FatihGelincik

Rahmetli Çelik Gülersoy’un İstanbul adlı şiirinden kısa bir alıntı:

Kelebekler parmaklarımda uçar
Gelincikler ateş-ateş dalgalanır ve yatar.
Çocuk gönüllerimizi ezer, ezerdi.

…

Bu şiirin tamamını lütfen okuyun. İste bağlantısı.

https://siirantolojim.wordpress.com/tag/celik-gulersoy/

…

Gönüllüsü olduğum Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde bu yıl gelincik ailesinden farklı gelinciklerle tanıştım.  Hele bir tanesine siyah gelincik demek çok yanlış olmaz.

Gelincikler_Bl_10_FatihGelincik

Siyah rengin kendini belli ettiği bir başkası …

Gelincikler_Bl_19_FatihGelincik

Taç yaprakları küçük, uzun olan bir başka tür ise çiçeğini mücevher edasıyla taşıyordu!

Gelincikler_Bl_11_FatihGelincik

Bahçede bu yaz gelincikgillerden göz alıcı ve dev gibi olanlarını da gördüm.

Gelincikler_Bl_12_FatihGelincik

Bozulmaya başlamış da olsa, üzerindeki, ölçek görevi yapan bir çekirge nedeniyle paylaşmak istediğim, aşağıdaki dev çiçek size de fikir verecek.

Gelincikler_Bl_13_FatihGelincik

Gelincikler_Bl_14_FatihGelincik

Hele bu sonuncusu benim gözdelerimden biri oldu. Muazzam bir turuncu renk ve hoşumuza gitmeye başlayan kırışıklıklar!    Mark Twain’e göre kırışıklıklar sadece gülümsemelerimizin izleri olmalıdır.

Gelincikler_Bl_15_FatihGelincik

Belki ben botanik bilgisinden sınıfta kaldım, yukarıdaki çiçek de belki gelincikgillerden değil. Ama turuncu ile akraba olduğuna eminim.  Müzelerde insanlar tabloların karşısına geçer, uzun uzun bakar, dalar gider ya – işte bu çiçek de sizi öyle çağırıyor. Üstelik bu da dev gibi. Bir dahaki sefere –ancak seneye- çiçeğin yanında bir de şerit metre tutmalı veya oyuncakçıdan bir çekirge alıp çiçeğin üstüne iliştirmeli!

Gelincikler_Bl_16_FatihGelincik

Aileden bir başkası ve ziyaretçisi. ..  Önde, sağda belli belirsiz gözüken de açmaya hazırlanan bir başka çiçek.

Renklerle aram iyi değil ama aşağıdaki gelinciğin rengine ben açık turuncu diyeyim. Sizden düzeltme gelirse de doğrusunu öğrenmiş olurum.

Gelincikler_Bl_17_FatihGelincik

Gözümün önünde gelinciğin taç yapraklarından biri kopup düşüyor …

Gelincikler_Bl_18_FatihGelincik

Kapanışı klasik bir gelincik fotoğrafı ile yapalım.

Gelincikler_Bl_21_FatihGelincik

 

Son sözümüz İranlı doğa tutkunu şair ve ressam Sohap Sepehri’ye ait:

Gelincik var olduğu sürece, şarttır yaşamak!

Lale Devri

 

“Zevk ve sefa” devri olarak özetlenebilecek Lale Devri aynı zamanda Gerileme Devri içinde yer alır ve sadrazamın idamı, padişahın tahttan indirilmesiyle sonlanır.

Fotoğrafçınız için Lale Zamanı  Emirgan Korusu, Hidiv Kasrı, Gülhane ve Göztepe parklarına yapılan koşuşturmalarla  özgün fotoğraf kareleri yakalama çabası gösterilen dönemdir.Lale_Devri_01_FatihGelincik

Şimdi bu fotoğrafın renkleri itibarı ile bir hassasiyet içerdiğini kabul ediyorum! Bir kısmınız – Parma taraftarları olanlarınız- profil resmi olarak seçerken bir kısmınız da beni alkışlayarak veya  başka şekillerde protesto edebilirsiniz. Ama üzüm sümbüllerinin kuşattığı bu lale bence güzel, sade bir poz oluşturuyordu.

Fotoğraf sanatında sadeliği hedefleyen minimalist akım  “Az olsun öz olsun” nitelemesiyle gayet güzel özetlenebilir.  Hem bu nitelemenin kaynağını görmek hem de bu akımı örnekleyen fotoğraflara göz atmak için lütfen aşağıdaki bağlantıyı kullanın.

http://listelist.com/minimalist-fotograflar/

Lale Zamanı’nda parklarda yapılan düzenlemelerin, yani belli bir alana yayılan ve bazan çok sayıda çeşitli lalenin yer aldığı karelerden çok –mümkünse- laleleri yalnız yakaladığım kareleri tercih ediyorum. Bir tür tektekçilik yani.

Merceğin diyaframını sonuna kadar açıp arka planı neredeyse bulut haline getirmek de iyi bir yöntem. Neyi, kimi çekiyorsanız onu gösterip önünü arkasını sis bulutu ile sarıyorsunuz. Alttaki fotoğraftaki lale erimekte olan bir mum gibi göründü gözüme.Lale_Devri_02_FatihGelincik

Mum deyince benim aklıma “Mum Kokulu Kadınlar” değil de Elton John’un –kendisini kişi olarak sevmesem de- “Candle in the wind/Rüzgardaki mum” şarkısı geliyor.

Bu şarkının sözleri aslında Marilyn Monroe için yazılmış ama sonra Prenses Diana için “Gülegüle İngiltere’nin gülü” şeklinde başlıyan dizelerle değiştirilmiş. Şarkının orijinali ise “Güle güle Norma Jean” dizesi ile başlıyor. Norma Jean, Marilyn Monroe’nun asıl adı. Şiir Marilyn Monroe’yu sinemada 22.sırada oturup izleyen, onu artist olarak değil de insan olarak –Norma Jean olarak- hisseden birinin bakışını yansıtıyor. Benim sevdiğim bölüm şöyle:

Bana öyle geliyor ki sen hayatını

Yağmur bastırdığında kime tutunacağını bilemeden

Rüzgar altındaki bir mum gibi yaşadın

          …

Şarkının orijinal sözleri için aşağıdaki bağlantıyı izleyebilirsiniz.

http://ceviri.alternatifim.com/data.asp?ID=5549&sarki=Candle%20In%20The%20Wind&sarkici=Elton%20John

Koskoca koruda, parkta yüzlerce, binlerce lale varken tektekçilik yapınca böyle çağrışımlara da daha kolay yakalanıyorsunuz.  İşte size ateşler içinde bir lale …

Lale_Devri_03_FatihGelincik

Bir blog yazarı sarı lalenin bir zamanlar umutsuz bir aşkı simgelerken şimdilerde neşeli düşünceleri, güneşi çağrıştırdığını yazmış. Fotoğraftaki lale ateş kırmızısı ile kuşatılmış. Fotoğrafta lalenin yerinde bir kızcağız duruyor olsa –adı Lale olabilir, sorun yok- fotoğraf sevdanın fotoğrafı olurdu.

Sırada yine bir yalnız kalp var. Parlak, kan kırmızısı güzel bir lale ve arka planda mor sümbüller -daha doğrusu renkleri.Lale_Devri_04_FatihGelincik

“Hiç mi toplu fotoğraf göremeyeceğiz?” diyenleriniz için …

Lale_Devri_05__FatihGelincikLale_Devri_06_FatihGelincikLale_Devri_07_FatihGelincik

Grup fotoğrafı deyince benim gözdelerimden birini – Laleler galerisi’nin kapak güzelini- koymadan yapamadım. Sırtlarını bilge bir çam ağacına yaslamış beyaz laleler. Birkaç tanesi -kulisten eğilerek sahneye bakar misali- güneş ışığını güzelce yakalamış. Değişik beyaz tonları ile, ağaç dokusu ile benim favorilerimden biri bu fotoğraf. Hani ıssız adaya götüreceklerimden …

Portakal rengi tonlarındaki laleleri de seviyorum. Onları da üzüm sümbülleri kuşatmış.Lale_Devri_08_FatihGelincik

Hafif metalik renkleri soğuk bulmazsanız iki nesli bir araya getiren bir fotoğrafım da var.

Lale_Devri_09_FatihGelincik

Makro çekim bir fotoğrafımız da olsun. Değişik bir lale çeşidi. Adı da ilginç: papağan lalesi. Üzerinde börtü böceği de var. Pul toplayanlar için pulun üzerindeki damga nasıl önemliyse çiçekler üzerinde börtü böcek olması da öyle.Lale_Devri_10_FatihGelincik

Emirgan’dan bir grup papağan lalesi. Aralarda da “en iyi yardımcı oyuncu” ödülüne aday mor sümbüller …

Lale_Devri_11_FatihGelincik

Şimdi de “Asortiye bak!” dedirtecek bir fotoğrafa bakalım.

Lale_Devri_12_FatihGelincik

Kapanış için tercihim romantizmden yana oldu. Lale Zamanı sona ermeden parkları bir daha dolaşın.

Lale_Devri_13_FatihGelincik

 

 

 

Manisa lalesi

 

Dönem olarak Lale Devri’ne çoktan girdik, keyfini sürelim. Birkaç yıldır Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde keşfettiğim, Manisa Lale’leri olarak da anılan, Taçlı Dağ Laleleri benim için gönül çelen oldular.

Manisa_Lalesi_1_FatihGelincik

Kaya Bahçesi’nin bir köşesinde yıldan yıla çoğaldıklarını zevkle gözlemliyorum dağ lalelerinin. Bir kere taç yaprakların renkleri muhteşem bence. Solmaya yakın renkleri bozuluyor ama o zamana kadar –günlerce-  çok güzel bakıyorlar size.

Alttaki fotoğrafta,  laleye yukarıdan bakarken diyaframı biraz açık tuttum. Aşağı  doğru netlik kayboluyor, denizin dibine doğru dalmış gibi oluyorsunuz.  Her tarafı dolduran fosforlu yeşillik benim hoşuma gidiyor doğrusu.

Manisa_Lalesi_2_FatihGelincik

Dağ lalelerini değişik günlerde, günün değişik saatlerinde ziyaret edince farklı pozlar yakalama imkanı buluyorsunuz.  Adeta güneş banyosu yapan, ışığa doymuş gibi duran lalenin mayışmış haline bakın …Manisa_Lalesi_3_FatihGelincik

Yakın çekim imkanı veren, makro mercekle çiçeğe iyice yaklaştığınızda sanki başka bir boyuta geçiyorsunuz. Daha doğrusu, çiçeğin yatak odasına giriyorsunuz!  Bakın beni, daha doğrusu arıyı adım adım izleyin göreceksiniz.Manisa_Lalesi_4_FatihGelincikManisa_Lalesi_5_FatihGelincikManisa_Lalesi_6_FatihGelincik

Evet, makro merceğimizi denemiş olduk. Biraz da estetik amaçlı çekim yapalım. Mor ve yeşilimsi bir arka fonda bir mor lale portresine bakalım.

Manisa_Lalesi_7_FatihGelincik

Ruh ikizini hayal eden veya özleyen bir lale …

Manisa_Lalesi_8_FatihGelincik

“Bak! Ben genç olmanın ne demek olduğunu biliyorum ama sen, sen yaşlı olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsun.” diyen yaşlı çiçeğin genç çiçekle konuşmasına kulak verelim…Manisa_Lalesi_9_FatihGelincik

Tabi burada, Orson Welles’in o ünlü şarkısından aşırma yaptım ama iyi gitti sanki. Blog yazılarımda, hoşuma giden bazı yorum veya deyişlere yer vermeyi seviyorum, ustaca dile getirilmiş bir düşüncenin güzelliği, derinliği bizi biraz alsın götürsün istiyorum.

Laleler ile ilgili yorum ve deyişlere şöyle bir baktım. Beni rahatsız eden bir tanesinde, yazar şöyle yorumlamış.  “Bu dünyada, bir bahçedeki laleler gibi olmakla nasıl yetinebilirsiniz? Güzel bir gösteri yap ve hiçbir işe yarama!”  Apaçık görülüyor ki, derdi laleler değil, birilerini sorguluyor, eleştiriyor. Lale Yatiştiricileri Derneği dava açsa olur. Neyse yazarın adını vermeyelim.

İlle de bir burukluk yaşayacaksak Sylvia Plath’ın Laleler şiirini önerebilirim. Hastanede, ameliyat sonrasında yatağında yatarken, hediye getirilen kırmızı lalelerin onu neredeyse tedirgin ettiğini anlatan enfes bir şiir. Ama “Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali” demeseydi keşke!

Şiir severler bu güzel ve rahatsız edici şiiri okumalı.

http://siir.alternatifim.com/data.asp?ID=44468&siir=Laleler&sair=Sylvia%20Plath

 

20.yüzyılın en önemli ressamlarından Henri Matisse beyaz laleler ile dağ lalelerini bir tablosunda bir araya getirmiş. Salon duvarınızda olmasını isteyebileceğiniz bir tablo.

http://c2973902.r2.cf0.rackcdn.com/uploads/tms_image/image/2475/art_show_resize_format_003dfull

 

Geçtiğimiz günlerde lalelerin üstünde arılar, uç uç böcekleri, ateş böcekleri gördüm ve fotoğrafladım. Bunları da yeni açacağım Manisa Laleleri galerisine saklıyorum. Pek yakında göreceksiniz. Beklerim …

Dağ lalelerinin farklı renklerde olanlarından da tek tük gördüm.  Kıyabilse insan yan yana koy çek –  öyle güzel duracaklar ki. Ama bu çiçeklere dokunmaya kıyamazsınız.

Manisa_Lalesi_10_FatihGelincik

Güneşli ama esintili ilkbahar günlerini yansıtması için kapanışı rüzgarda kanat çırpan bir beyaz dağ lalesi ile yapalım.

Manisa_Lalesi_11_FatihGelincik

 

Yakıştırmalar …

Geçenlerde elime geçen bir kitaba takıldım:  “Ölmeden Önce Çekmeniz Gereken 100 Harika Dijital Fotoğraf”.  Tamam! Ben de “Ölmeden önce yapmanız gereken …” diye başlayan iddialı kitaplara, tezlere hemen atlamam, hatta şüpheyle bakıp savunma durumuna geçerim. Tekrarlanan klişeler, radyoda her gün defalarca çalınan şarkılar gibi itici gelir.

Neyse, “Kısa kes, takılmışsın işte kitaba” diye düşünmekte haklısınız. Efendim, öte yandan, bu kitap bana bir  “Yoklama listesi” sunuyor. Örneğin, “Bir yaşlının saygınlığını, ruhunu yakalayabildin mi?” diye soruyor, “Bir hayvanın kişiliğini yansıtabildin mi?” diye soruyor.  Sorular, daha doğrusu öneriler sürüp gidiyor. Sonunda bu kitabın bir fotoğraf meraklısı için bir dizi güzel öneri sunduğuna karar verdim.

Bir hayvanın kişiliğini yansıtan fotoğraf …  Aslında yakın çevremde kişiliğini yansıtabilecek kadar iyi tanıdığım hayvan yok. Ama ilginç hayvan fotoğraflarım var mı? Var. Bu fotoğrafları yakıştırmalar yaparak paylaşmak istiyorum. Bakalım size de ilginç gelenler olacak mı?

Moda fotoğrafçılığında çığır açıp daha sonra farklı fotoğraf tarzları ile de uğraşan Richard Avedon, portre fotoğrafçılığının gösteri – performans- olduğuna inanırdı.  Portrenin doğal olup olmaması değil gösterinin iyi ya da kötü olduğuna bakılmalıydı. Tüm yapabileceğiniz karşınızdaki yüze; ifade, davranış, giyim-kuşam  aracılığıyla bir şeyler yansıtabilmek … Ben de yakıştırmalar yaptığım, kendimce bir hikaye uydurduğum hayvanlara o gözle bakmanızı istiyorum.

Fotoğraf çekimleri sırasında hiçbir hayvan acı çekmedi!

İlk fotoğraf kıskançlık konusunu işliyor!

Kıskanç_Karga_FatihGelincik

Kargalar daha belirgin olsunlar diye fotoğrafı kenarlarından kırptım. Görseniz, gerçekten koca gökyüzünde bitişmiş gibi duruyorlardı. Üsttekinin kıskançlık yaptığını anladım! Rahatsız oldum,  koskoca gökyüzünde kızı veya çocuğu bu kadar sıkmaya, boğmaya gerek var mı? Bu ilişkinin gidişatını iyi görmedim.

İnsanlarla içli dışlı yaşamanın sonucunda kargalar, giderek, yaşam mahallerimizde daha görünür hale geldiler. Bir sabah eşimin başına doğru tehlikeli bir sorti yapan karganın aslında mahalle esnafının  “Haydar” olarak adlandırdığı saygın bir karga olduğunu öğrendik. Demek ki hayvanları kişileştirme konusunda yalnız değildim.

Kargalar ile başladık çok ilginç bir haber ile devam ediyoruz. BBC’de yayınlanan bir haberin konusu “Kargaların hediyeler sunduğu kız …” . Olay 2011 yılında dört yaşındaki Gabi adlı bir kız çocuğunun yemek kırıntılarına kargaların üşüştüğünü farketmesiyle başlıyor. Sonraları bilinçli olarak beslenme çantasındakileri onlarla paylaşmaya başlıyor.  2013 yılında Gabi ve annesi, bahçelerinde kargalara düzenli olarak yiyecek vermeye başlıyorlar. Her sabah suyunu tazeledikleri bir suluk ve kargalar için yer fıstığı koydukları bir sofra düzeni oluşturmuşlar. Ve işte ondan sonra kargalardan hediyeler gelmeye başlamış. Bir küpe, bir menteşe parçası, parlak bir taş ve niceleri …

_81210316_gifts-purple-624

Haber ve fotoğraf – Katy Sewall

Bahçenize dadanan onca karganın seslerine bayılmayabilirsiniz ama hediye faslı çok güzel bir deneyim olmalı. Küçük kıza gelen hediyeleri bir görseniz. İlgilenenler için haberin bağlantısını paylaşayım.

http://www.bbc.com/news/magazine-31604026

Kargaları selametle bırakıp diğer hayvanlara dönelim. Besbelli bu günlerde hayvanlar aleminde sıkıntılar yaşanıyor. İşte belgesi aşağıda. Mizahımızda “Kötü Kedi” tiplemesi var.  Ama ben, “Geçen Yaz Ne yaptığını Biliyorum” adlı korku filminde yer alabilecek bir kediyi kendi gözlerimle gördüm!

I_know_what_you_did_last_summer_FatihGelincik

Hayvanın günahını mı alıyorum acaba?

 

Bir pencerenin kenarına ilişen bir sokak kedisi ise bulanık camın arkasından, içeridekilere ulaşmaya çalışıyor. Bulanık, pis bir cam, arkada sembolik değeri olabilecek demir parmaklıklar … Sanki stüdyo fotoğrafı. Bir zamanlar her yerde karşımıza çıkan  “Ağlayan çocuk” resminin kediler için yorumlanışı gibi.

Sefalet_FatihGelincik

Suratsız bir hayvanın için her şeyin yine de yolunda gidebilmesi de mümkün. Youtube’da çıkan videosu 17 milyon defa izlenen “Huysuz Kedi”’nin Nicole Kidman’dan daha fazla para kazanması inanılır gibi değil. Ama hayvanın öyle bir karizması var ki, helal olsun demek gerek.

https://www.youtube.com/watch?v=INscMGmhmX4

İletişim çağı, sen nelere kadirsin?

 

Eveet. Ben, yine de, olumsuz/ümitsiz hayvan tiplemelerini dengelemek için, eskilerden, “Düşünen Leylek”i paylaşayım sizlerle.

Düşünen_Leylek_fatihGelincik

Var değil mi öyle bir “düşünen leylek” hali?

Hemen bir başka leylek fotoğrafı …

Ay_Yürüyüşü_Moonwalk_FatihGelincik

Havada yürürken yakaladığım leyleğin fotoğrafı biraz daha net olsaymış iyi olacakmış. Michael Jackson’un meşhur “Ay Yürüyüşü”nü çağrıştırdı bana.

Gülhane’de leyleklerin bırakıp gittikleri yazlık evlerine bakıyorum. İlkbahar artık kapımızda. Bekliyoruz.

Yazlik_Evler_FatihGelincik

Darıca hayvanat Bahçesi’nden güncel bir kaç fotoğrafa göz atalım.

Gerilim_FatihGelincik

Arkadaşın ağzı açık kalmış. “Liverpool’un beşinci penaltısını bekliyor” havası var. Lokması ağzında, öylesine dona kalmış.

Dertli_FatihGelincik

İşte size her acının tiryakisi olmuş havasında biri. Dile gelse, kim bilir neler duyacağız.

Devekuşu__FatihGelincik

Gününde olmayan biri daha. Patlamaya hazır bir hali var. Çok üstüne gitmemek akıllıca olur.

Pony_FatihGelincik

Bilmiyorum, bu fotoğrafa bir duygunun adını verin desek, “hüzün”den başka duygu öneren çıkar mı? Tabii ben yine olayı abartıp “perçemi taranmış gibi duruyor, özel bir gününde gönül kırıklığına uğramış” diyeceğim.

Yanlış anlaşılmasın, hüzün ve, neden-sonuç ilişkisi ile bağlı olduğu, acı  hiç de hafife almadığım, hatta çok önemsediğim duygular. İki alıntı geliyor.

Hilmi Yavuz’un Nazım Hikmet şiirindeki şu dizeleri çok severim:

  hüzün ki en çok yakışandır bize

  belki de en çok anladığımız  

Graham Greene’in, Türkçe’ye Zor Tercih olarak çevrilen romanının girişinde yer verdiği,  Leon Bloy’dan yaptığı alıntı da çok hoşuma gitmişti:

İnsanın kalbinde henüz var olmayan yerler vardır, buralara acı dolar ve onları var eder.  

 

“İçimizi yeterince burktun” diyorsunuz. Havayı değiştirelim. Bulmaca çözmeye ne dersiniz? Gelin, kayıp zürafayı bulalım. “Kamuflaj” adını verdiğim fotoğrafa bakalım.

Camouflage_FatihGelincik

İki zürafadan birisi başını, saklanmak istercesine, diğerinin vücuduna yaslamıştı. Hoşuma giden bir fotoğraf oldu. Zürafanın derisindeki desenler, araziye uymak isteyen komandoların giysilerindeki desenlere benziyor. Hayvanlarla ilgili, hoşuma giden bir başka benzetme de zebraların çizgili desenlerinin pijama‘ya benzetmesi. Zebra fotoğrafım yok, sırf gevezelik olsun diye yazmak istedim.

Bloğumuzu  “yazısız karikatürler” gibi, yorum gerektirmeyen bir fotoğraf ile bitirelim.

Güvenlik_Görevlisi_FatihGelinciks

Kar kış diyerek …

Kar olmadan kış bloğu olmaz diyerek bazı güncel fotoğrafları ötelerken zaman geçiverdi.

Karla birlikte sessizlik de yağar sanki. Geceyarısına doğru veya sabahın çok erken saatlerinde, üzerine basılmamış kara bata çıka yürümenin bir başka güzel yanı da kar sessizliğidir bence. Bizi, konuşmayı bırakıp sessiz kalmaya, o anın tadını çıkarmaya çağırır.

Gelin görün ki, bu defa, Bolu Gölcük’e geldiğimizde şiddetli lodosun etkisiyle savrulan  çamlar ve rüzgarın ürkütücü uğultusuyla karşılaştık. Çok kalamadık, tutunamadık … Biz suskun kaldıkça rüzgar çevremizde homurdandı durdu.

O günlerde ısınan hava nedeniyle ağaçlardaki karlar erimişti. Gölün buz tutmuş yüzeyi ile çelişen yeşil tonları benim hoşuma gitti.  Gölcük fotoğraflarının demirbaşı olan Orman Bakanlığı’nın şirin misafirhanesini çerçevede doğru yere yerleştirip fotoğrafımızı çektik.

Golcuk_FatihGelincik

Eskilerden birkaç Gölcük fotoğrafı daha …

Golcuk_14021_FatihGelincik

Golcuk_Yansima_01_FatihGelincik

Golcuk_13111_FatihGelincik

Bir dergide ünlü bir fotoğrafçı manzara fotoğraflarında insanların yer almasına karşı olduğunu belirtiyordu. Nedenini şöyle açıklıyor :” Fotoğrafta insan yer alırsa izleyicinin gözü ona doğru kayacak ve manzaranın etkisi azalacaktır.”

Yukarıdaki fotoğrafın çok benzeri bir manzara fotoğrafına bakalım ve yazara hak verelim.

Golcuk_13112_FatihGelincik

Gölcük’te çektiğim, mıknatıs gibi beni çeken misafirhanenin yer aldığı onca  fotoğrafı düşünürken bir çağrışım beni okyanus ötesine taşıdı. Nereden nereye …

Kahramanımızın adı Nicholas Nixon. 1975 yazında eşinin ve onun üç kızkardeşinin fotoğrafını çekmiş. Bir yıl sonra, kızkardeşlerden birinin mezuniyet gününde kız kardeşlerin fotoğraflarını, bir yıl önceki fotoğrafta yer aldıkları sırada, tekrar çekmiş. Bu bir gelenek haline gelmiş. Sonunda, iletişim çağında “Brown Kızkardeşler” fotoğraf serisi bir olay olmuş. New York Times’da “40 yılda 40 portre” başlığıyla haber olmuşlar. Bu fotoğraf serisinden ve gazetedeki yorumdan ne kadar etkilendiğimi anlatamam. İspanya’da, Granada’da sergilendiğinde sergiyi gezenler resmen ağlamışlar.   İlgi duyanlar için bu haberin bağlantısını paylaşmam gerekiyor.

http://www.nytimes.com/interactive/2014/10/03/magazine/01-brown-sisters-forty-years.html?_r=0

Aslında benim bu bloğa, burada ara verip sizin, tüm fotoğrafların yer aldığı bu gazete haberini okumanızı beklemem gerekiyor. Gazetedeki haberin yazarı da, bir roman ve öykü yazarı. Çok da güzel yorumlamış.

Oldu olacak, Gölcük fotoğrafımıza dönerken bir başka fotoğraf serisinden daha bahsedeyim.  Murad Osmann adlı bir Rus fotoğrafçı 2011 yılından bu yana kız arkadaşı ile çıktığı gezilerdeki fotoğrafları ile dikkati çekmiş. Fotoğraf serisinin özelliği –imzası- bir manzara ve fotoğrafın hemen ortasında, bize sırtı dönük bir kadın. Bazan sağ, bazan da sol kolunu geriye doğru uzatmış ve eliyle fotoğrafçının elini tutuyor. Tamam bu seri farklı –pop tarzında-, hatta kız arkadaşı bazı fotoğraflarda baş rolde yer alıyor.  Bu değişik seriye de bir göz atın bence.

http://www.dailymail.co.uk/news/article-2285781/Murad-Osmann-Photographers-amazing-pictures-girlfriend-leading-hand-globe.html

 

Evet. Bloğumuza geri dönelim.Iklim_Degisikligi_FatihGelincik

Birkaç saat arayla aynı dal parçasını katı ve sıvı hallerde -yani nerdeyse!- gördük. Tabii ki ben kaçırmadım. Sansasyon peşinde olsam “Gölcük’te iklim değişikliğine tanık oldum” diye başlık atabilirdim.

Gölcük bizim için özel bir yer ama Abant’ı da severiz. Birkaç fotoğraf paylaşmadan bırakmam.Abant_Ogledensonra_FatihGelincik

Farkedeceğiniz gibi sazlık alanlar ilgimi çekiyor. Üçayak olunca fotoğraflar da net çıkıyor, üstelik, sanki fotoğrafın netlik algılaması da artıyor.

Abant_Sazlar_11112_FatihGelincik

Değişik ışık koşullarında, polarize filtre de kullanınca fotoğrafa değişik renkler yansıyor.Abant_Gunbatimi_FatihGelincik

Abant gölünden de bir yansıma fotoğrafım var.Abant_Yansima_FatihGelincik

Sosyal paylaşıma dönük bir fotoğraf da var. Abant bir kayak merkezi değil ama olanakları değerlendirenler vardı.Abant_Buz_Keyfi_FatihGelincik

…

Bolu Komanda Tugayı ile ünlüdür. Orayı göremedik ama gölde tatbikat yapanlar vardı …Golde_Egitim_FatihGelincik

Göldeki yansıma aile albümü için de bir fotoğraf sundu.

Gole_Bakmak_FatihGelincik

Bu yansımadan bir başkasına -bir yanılsamaya- geçelim ve bitirelim.Golcuk_Yanilsama_FatihGelincik

Gölün donmuş yüzeyinden alınan bir fotoğraf ters çevrilince nasıl gerçek dışı bir etki yaratıyor değil mi?

 

Elindeki iğneyi inandırıcı bir şekilde tutmayı bilen birisi, gerçekte varolmayan bir ipi görmemizi sağlayabilir.

E.H. Gombrich

 

Ah şu martılar …

Bir yılı geride bırakıyoruz.  ‘2014’ün en iyileri’ şeklinde bir seçim yapıp sunmayı tercih etmiyorum. Öte yandan da, ‘paylaşabilme’ ölçütlerimi karşılayacak yeni  fotoğraflar koymam gerekiyor. Bu noktada kadim mankenlerim martılar bizlere güzelim görüntüler sunuyor.

Hayatı film olarak izleyen gözlerimiz  fotoğraf makinesinin yakaladığı anlık güzelliklere biraz da kıskançlıkla bakakalıyor. Öyle ya, gerçek hayatta var mı görüntüyü dondurmak, geriye alıp tekrar izlemek …

Martilar_2014f01_FatihGelincik

Işık, hareket ve kompozisyon. Bunlardan birini ustaca yakaladığında gözün takıldığı bir fotoğraf yakalıyorsun. İkisini birden ustaca yakaladığında uzun uzun  baktırıyorsun. Üçünü birden yakaladığında alkışlanıyorsun. Yukarıdaki fotoğrafta ışık ve ilginç bir poz bir araya gelip bu fotoğrafı kurtarmışlar.

Martilar_2014f02_FatihGelincik

Fotoğrafçının elinde artık terzininki gibi bir makas var. Fotoğrafınızın çözünürlüğü yüksekse, kompozisyon tarafında istediğiniz gibi bir etki yaratabiliyorsunuz. Yukarıdaki fotoğrafta martının gözleri de ışık alabilseymiş daha güzel olurmuş. Ama böyle de güzel.

Fotoğraf ışıkla var oluyor. Ama tonlar, gölgeler, yeri geldiğinde karanlık da fotoğrafa değişik anlamlar katıyor. Aşağıdaki fotoğrafın ‘parlament’ mavisini çağrıştıran tonu ve üzerimize doğru gelen dövmeli (!) martı hafif bir gerginlik yaratıyor gibi.

Martilar_2014f03_FatihGelincik

Sırada ‘şehirli bir martı’ var. Arkadaki binaların seçilememesi beni rahatsız etmiyor. Hatta, arka fonda onlar varken, martı bana daha da net görünüyor. Kanatlar yayılmış, siyahtan beyaza değişik tonlarda, farklı uzunluklardaki tüyler zenginlikleriyle gözlerimizi alıyor. Martının başı yarı gizlenmiş ama gözündeki pırıltı hoşumuza gidiyor. Değil mi!!

Martilar_2014f04_FatihGelincik

Aksiyon sevenler için de hazırlıklıyız.

Martilar_2014f05_FatihGelincik

Yine şanslı bir buluşma olmuş, ışık (gaga açık, perdeli ayaklar gözümüzü alıyor), hareket bence güzel. Kompozisyon olarak da “boş değil” diyeceğim ama sağ üst taraf boş kalmış. O tarafı da dolduran birileri olsaymış …

Martilar_2014f06_FatihGelincik

Her zaman göremediğimiz türden bir martı size. ‘Kartal martı’ falan diyesim geliyor. Kanat genişliği, bakışı, arkasındaki ‘korumaları’, fotoğrafçıları görmezden gelmesi …  Hiç kuşku yok:  bir alfa, bir ‘baba’, bir ‘sayın martı’ ile karşı karşıyayız..

Aklımızda son kalan bu görüntü olmasın ama!   2014’ü ufku süzen bir martının fotoğrafı ile bitirelim.

Martilar_2014f07_FatihGelincik

Mutlu yıllar dilerim.

Sonbahar Yaprakları – Sezon finali …

Sonbahar her yaprağın birer çiçeğe dönüştüğü ikinci bir bahardır.

Albert Camus

 

Sonbaharı kucaklayan hoş bir deyiş. Yaprakların çiçeklere dönüşmesi – neredeyse özgünlük kazanmaları – giderayak yeni renklerle bezenmeleri, dallarından kopup farklı yerlere sürüklenmeleri, hoşumuza gidecek bir kompozisyon yaratmaları  ile yakından ilgili.

Sonbahar_Yapraklari_01_FatihGelincik

Değişik türden ağaçların yaprakları rüzgarın, yağmurun etkisiyle bir araya gelmişler, mozaik oluşturmuşlar.  Bir toplantı havası var. Bu yapraklar yeşilken beraber oynamalarına izin verilmiyormuş. Şimdi karışanları yok …

Sonbahar_Yapraklari_02_FatihGelincik

Sonbahar_Yapraklari_03_FatihGelincik

Sonbahar şenliğine farklı renkler katılıyor. Bazı fotoğraflar kocaman posterler halinde basılmayı hakkediyorlar. Bu fotoğrafları, makinayı üçayak üzerine alıp diyaframı da iyice kısarak maksimum netlikle çekmek gerekiyor. Sonra geç karşılarına bakakal …

Sonbahar_Yapraklari_04_FatihGelincik

Milli Piyango’yu kazanmak için nasıl bir bilet almak gerekiyorsa, sonbahardan nasibimizi almak için de zincirlerimizi kırıp, değişik türden ağaçların -aman aralarında akça ağaç da olsun! – bulunduğu bir yerlere gitmek gerekiyor.

Sonbahar_Yapraklari_05_FatihGelincik

Sevdiğim bir Çin atasözüne göre, ağaç dikmek için en iyi zaman yirmi yıl öncesidir, o zaman kaçırılmışsa, en iyi dikme zamanı şimdidir. Ulu ağaçları bir başka severim, saygı ve sevgi duygusu dolar içime.

Geçenlerde, California’nın kuzeyindeki yağmur ormanlarının içinde, oldukça yakın zamanda, keşfedilmiş dev bir bir kızılağaca tırmanışı konu olan bir yazı okudum.  Tırmanışa katılan bir gazeteci –Richard Preston- bu konuda bir de kitap yazmış. Yüz metreyi aşan ağaçların üstünde, yüzyıllar boyunca biriken tozların, eğrelti otları ve başka bitkiler için bahçeler oluşturan toprağa dönüştüğünü, bu heybetli ağaçların bir organizmaya dönüşüp, mercan adaları misali bir ekosistem oluşturduklarını, bu ağaçlarda henüz tasnifi yapılmamış pek çok canlının yaşadığını anlatıyor. Masal gibi … Yazarın websitesine gidin, fotoğraflar da var. Bir başka kaynakta, bu ağaçların arasında 2,200 yaşında olanların olduğu belirtiliyor…

Neyse … Yakınlarımızda dev bir kızılağaç yok. Ama güzel bir ağacın yanında küçücük kalabiliyorsak, bence bu yeterli. Mevsimlerden sonbahar, kızıl yapraklı bir ağaç, eteğinde bizden biri, avuçlarında ateş rengi bir yığın yaprak …

Sonbahar_Yapraklari_06_FatihGelincik

Gezimize devam ederken gözüme ilişen su birikintisi kışa hazırlanan  ağaçlara ayna tutuyor. Bir parça gökyüzünün, ağaçların yerde yansımaları sanki bir kolaj (kesyap) etkisi oluşturuyor. Sarı, kahverengi, kırmızı renklerin karışımı da cabası.

Sonbahar_Yapraklari_07_FatihGelincik

Bazı yerlerde üst üste yığılan yapraklar da kabartma bir tablo oluşturmuşlar. Bu yaprakları yapboz parçalarına benzetiyorum. Parçaları birleştirerek ‘Yağmurlu bir Sonbahar Günü’ adlı tabloyu tamamlayabilir miyiz?  …

Sonbahar_Yapraklari_Yapboz_08_FatihGelincik

Yağmur suyunun akışı yavaşlamış. Yosunlaşmaya yüz tutmuş çakıl taşları, taşların eteğinde yansıma ile adeta farklı bir renk alan su, aralarda sıkışmış, suya doymuş yapraklar …

Sonbahar_Yapraklari_09_FatihGelincik

Sonbaharın sonuna geldik: ağaçlar artık yapraklarını tutamaz oldular. Sezon sonu finali …  Bir ağacın dallarındaki son yapraklarından biri poz veriyor.  Kaç gün daha direnebilecek ki?

Sonbahar_Yapraklari_10_FatihGelincik

Yol boyunda, birkaç ağacın çevresine savrulmuş yapraklardan bir avuç kadarını özenle seçerek topladım. Sonra da onlarla stüdyoya girdim… Bu ne kadar doğru tartışılır. Ama şu renklere bakar mısınız!

Sonbahar_Yapraklari_11_FatihGelincik

Bu blogun kapanışını soru soran bir alıntı, bir de mini anket ile yapalım.

Sözcükler yaprak olsaydılar sonbaharı mı tercih ederdiniz  ilkbaharı mı?

Jarod Kintz

 

Evet tercihiniz?

 

 

Sonbahar Renkleri

Beykoz_Korusu_1b_FGelincik

Metin Altıok’un Sonbahar adlı şiiri “Sonbahar –ki acının değişmez dipnotudur-“ dizesi ile başlar. Sonbahar (Farsçasıyla hazan) ve hüzün birbirine –kafiyeli bir şekilde- çok yakıştırılır. Mecazen/metafor olarak da sonu anlatır. Sonbahar deyince de aklımıza ‘sararıp düşen yapraklar’ mutlaka gelir.

Gelin görün ki sonbahar fotoğrafları sadece hüzün barındırmaz.

Beykoz_Korusu2_FGelincik

Düşen yaprakların arasından fışkıran çiğdemler en demli hüzünlere bile dur diyebilir. Adeta ‘hayat devam ediyor’ der gibiler. Gerçekten de bahar ile birlikte doğa yine yeşillere bürünmeyecek mi?  Gelin, biz, düşen yaprakların yenilenerek geri geleceği güvencesiyle, onların yavaş yavaş ağaçlardan süzülerek toprağa kavuşmalarını, hışırtılarını, yağmurun verdiği parlaklıklarını zevkle izleyelim.

Yedigoller_b_FGelincik

Kimse kusura bakmasın! Ben sonbaharı güzel bulup yolunu bekleyenlerdenim.  Renklerdeki dönüşümün yeşilden sarıya, sarıdan kırmızının değişik tonlarına doğru yol almasını keyifle izlerim.

Bahce_FGelincik

Bu yüzden şair M.Faik Ozansoy’un “Yaprakların altın gibi savrulduğu anı aylarca hayal etmesi” hoşuma gider.

Bakın ne güzel; altın gibi savrulan bir yaprak sahibini bulmuş …

Sonbahar_FGelincik

Sonbahardaki renk dönüşümü görsel bir şölen havası yaratır. Mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Atatürk Arboretumu. Bu günlerde değişik renklerin, kompozisyonların tadına doyamazsınız..

AArboretum_FGelincik

Beykoz-AArboretum_FGelincik

Bu iki sonbahar fotoğrafını da güzel buluyorum. Kameraya bakan ama güneş almayan yapraklar gölgede kalarak kontrast yaratmış. Soldaki fotoğrafta arkadan gelen kuvvetli güneş ışığı, ağacı ‘yapraklardan oluşan bir tül perde’ye dönüştürüp arkada kalan çam ağaçlarını da görünür kılıyor. Benim hoşuma gitti. O kadar ki, iki gün arka arkaya Beykoz korusuna gittim. Sağdaki fotoğraf Atatürk Arboretumu’ndan.

Sonbahar renklerinin  birbirine karışması, yansımaları, güzellikleri hele bir göl/gölet veya akarsu kenarındaysanız çoğalır gider.

Yedigoller_2b_FGelincik

Yedigoller_3b_FGelincik

Yedigoller_4b_FGelincik

Sonbaharı güzel bulanlar için boş geçirilmemesi gereken günler, veya hiç değilse, hafta sonları bunlar. Şansınıza usul usul yağan bir yağmura da yakalanırsanız tadını çıkarın …

Sonbaharı güzel bulanlar için boş geçirilmemesi gereken günler, veya hiç değilse, hafta sonları bunlar. Şansınıza, usul usul yağan bir yağmura da yakalanırsanız tadını çıkarın .

 

 

 

 

 

Martılar

Martı fotoğraflarımın neredeyse tamamını Şehir Hatları vapurlarında çekiyorum . Vapurla seyahat edenlerin çoğu,  bazan çocukların, bazan yetişkinlerin attığı simit parçalarını kapışan martıları keyifle izler.  Genellikle sessizce, ara sıra da çığlıklar atarak uçuşan martılar simit parçalarını kapabilmek için mücadele ederler.

Bazan bolluk içindedirler … Bazan bir parça simidi kapabilmek için birbirlerine girerler.

Martilar_Besleniyor_BBs

Martıları beslemek için vapura hazırlıklı gelenler de oluyor. Bakın kocaman torba içinde gelen bisküvilerden nasiplenen martılara!

Martilar_Besleniyor2_BBs

Balık krakere ne dersiniz? Yeterince balık mı yok, kraker mi çok güzel?

Martilar_Balik_Kraker_BBs

Biz martıları beslemeyi severiz. Öte yandan İngiltere ve Amerika’da martı vb kuşların beslenmemesi için yasaklar ve ciddi yaptırımlar söz konusu. Doğal hayatı koruma dernekleri de insan eliyle verilen çoğu besinlerin kuşların sağlıkları için zararlı olduğuna dikkat çekiyor.

Martıları sokaklardaki çöp arabaları çevresinde veya büyük sürüler halinde çöplüklerde değil de vapurlara eşlik ederken gördüğümüzde sempati ile izliyoruz. Bazılarımız elinde tuttuğu bisküviyi havaya atmayıp martının yaklaşarak elinden almasını bekliyor.

Martilar_Besleniyor_Elle_BBs

Simit olsun, kraker veya ekmek olsun –yemekte ne varsa- martılar seyir boyunca daireler çizerek tekrar tekrar kendilerini besleyenlere doğru yaklaşıyorlar. İki dakika ara ile fotoğraf karesine giren bir martıya bakın:

Martilar_tekrar_BBs

Bir başka örnek :

Kuslar_Sakatlar4_BBs

İkinci örnekteki martının bir bacağını kaybetmiş olduğunu farkettiniz mi?

Çektiğim pek çok martı fotoğrafı içinde bacakları sakat martılara ait olanlar zamanla dikkatimi çekmeye başladı.  Garipler nasıl sakatlandılar kim bilir – pervaneler mi, balıkçı ağları mı ?

Kuslar_Sakatlar_BBs

Aşağıdaki fotoğraflardaki sakat martının donuk bakışlarına bir hüzün yakıştırabiliriz.

Kuslar_Sakatlar2_BBs

Ama mücadele etmek zorundalar. Şehirlerde yaşayan martılar ister istemez insanlara bağımlı hale gelmiş durumdalar. Kolay ama sağlıksız beslenme nedeniyle sayıları da artıyor dertleri de. Sağ alttaki martı, ayağına nasılsa takılan olta kurşunuyla yaşamak zorunda. Pranga mahkumu bir martı …
Kuslar_Sakatlar3_BBs