Cumalıkızık sokaklarında …

Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası Programınca listelenen 1031 alandan biri olduğunu yeni öğrendim. İnsanlığın ortak mirası olarak kabul görüp onurlandırılan bir kızık köyü.   Kızık, Uludag’ın etekleri ile vadiler arasında sıkışıp kalan köylere denirmiş.

Güzel bir ilkbahar günü, Cumalıkızık’ın taş sokaklarında geçmişin renklerinin peşindeyiz.

Cumalikizik_Bl01_FatihGelincik

Hafta sonu ana sokaklarda kendinizi neşeli bir kalabalığın akışına teslim edebilirsiniz. Ama biz rahatça fotoğraf çekebilmek için ara sokaklara dalıyoruz.

Cumalikizik_Bl02_FatihGelincik

Yüksek taş duvarlı evlerin yanısıra taş duvarları ile birlikte ahşap çatkıların gözüktüğü evler de var. Zamanda seyahat etmiş gibi oluyorsunuz.

Cumalikizik_Bl03_FatihGelincik

Taş duvarlar, çatkılı duvarlar, dökülmüş sıvalar, kablolar .. Tam bir kaos, ama gözüme çok sevimli ve güzel gözüküyorlar.

Cumalikizik_Bl04_FatihGelincik

Bazı evlerin camları ya ayna olmuş, siz içeriye bakmak isterken size dışarıyı gösteriyor, ya da perdeler çekili …

Aklıma Tolstoy’un Anna Karenina romanına giriş için seçtiği düşündürücü genelleme geliyor. “Her mutlu aile birbirine benzer; her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.” Yapacağımı yaptım galiba; bir yerlere uçtum yine. Gerçi bugün burada durum çok farklı. Cumalıkızık mutlu insanların toplanma yeri gibi. Cazibesiyle, güzel bir gün geçirmeleri için insanları kendine çekmiş.

Mavi, mor tonlarını sevdiğimi dünya alem biliyor. Öğle güneşinin bir evin duvarına sunduğu kiremit gölgesi hoşuma gidiyor. Biraz da komiklik yapıp bir gülümseme koparıyorum…

Cumalikizik_Bl05_FatihGelincik

Cumalikizik_Bl06_FatihGelincik

Soldaki eski traktör epeyce kişiyi hatıra fotoğrafı için yanına çağırdı.

 

Cumalıkızık sokaklarında eski tarzları korunarak yenilenmiş evler de var, dökülen evler de.  Ben yıpranmış evlerde, duvarlarda güzellikler arıyorum.

Cumalikizik_Bl07_FatihGelincik

Cumalikizik_Bl08_FatihGelincik

Yukarıdaki fotoğrafta, naylon örtünün arkasından belli belirsiz seçilen kırmızı çiçeklere takıldım.

Cumalikizik_Bl09_FatihGelincik

“Kardeşim! Neden güzel, yenilenmiş, bakımlı evleri, sokakları çekmiyorsun da böyle dökülen evleri, duvarları çekiyorsun? Anarşit misin sen?” demeyin ne olur. Bence bunların hüzünlü bir güzelliği var. Bakın ünlü bir fotoğrafçı bana arka çıkacak şimdi.

Fotoğrafçı David duChemin, Vietnam’da yer yer sıvası dökülmüş, değişik sarı tonlarındaki bir duvarı ve önünde de kırık dökük bir bisikletin fotoğrafını çekmiş, yanına da not düşmüş: “Çürüyen duvarlar ve insan yapımı şeyler nedense beni çok etkiliyor; belki tüm yaptıklarımızın geçici olmalarından, belki de sadece doku ve renklerinden.”

Cumalikizik_Bl10_FatihGelincik

Yukarıdaki fotoğrafta gölgede kalışının etkisiyle bir ada gibi duran ev, geniş açı merceğin de yardımıyla gözümde ayrı bir kimlik kazandı.

Dar sokaklarda, güneş ışığının bıçak gibi yardığı duvarları arka fon alarak fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik.

Cumalikizik_Bl11_FatihGelincik

Cumalikizik_Bl12_FatihGelincik

Bazı yerlerde de gölgelere sığındık.

Cumalikizik_Bl13_FatihGelincik

Bir başka sokak bizi taş duvarları, rengarenk boyanmış evleri ile karşıladı.

Cumalikizik_Bl14_FatihGelincik

Boyalı taş duvarlar alışık olduğum bir görüntü değildi. Ama çok hoşuma gitti.

Cumalikizik_Bl15_FatihGelincik

Yukarılarda bir yerlerde beni anarşitlikle suçlayan izleyiciye şunu da söylemek isterim : Elbette güzel, neredeyse kusursuz evler de vardı.

Cumalikizik_Bl16_FatihGelincik

Belli ki özenle bakılmış bir evi,” çekmeden olmaz, güzel bir açı bulmalı” diye düşünürken evin önündeki bir tabelada “Evin önünde foto çekmek ve çekinmek yasak” yazısını gördüm.

Cumalikizik_Bl17_FatihGelincik

Allahım ne günlere kaldık. Hevesim kaçtı, sırf ‘haber niteliği olsun’ diye bir fotoğraf çektim yine de. Benzer bir uyarıyı Bozcaada’da görmüştüm. O evin fotoğrafını da Bozcaada Evleri dizisinde inadına paylaşacağım. Tatar inadı!

Cumalikizik_Bl18_FatihGelincik

Gölgeler yavaş yavaş uzamaya başladı. Taş duvarlara, sarılı morlu, bakımlı, bakımsız, güzel evlere bir bakış daha atıp dönüşe geçiyoruz.

Cumalıkızık’ın bu defa sokaklarını çektik, bir dahaki gelişimizde de evlerinin içlerini çekeriz.

Dönüş yolunda bize şöyle tempolu, keyifl veren bir şarkı eşlik etmeli. Jennifer Warnes’ın “First we take Manhattan, then we take Berlin” şarkısı iyi gider. Aykırı sözler ve nefis bir gitar solosu…Tavsiye ederim.

 https://www.youtube.com/watch?v=W0rZ2CPCYBQ

Duyuru …

Akıntıya karşı daha fazla yüzemedim. Artık Instagram’da da varım. Kullanıcı adım : fatih_gelincik

Takip ederseniz sevinirim. Teşekkürler …

Laleler – 2016 Tertip

2016 tertibi laleler ile göz göze geldik. “Mart ayının güneşli günleri yaz, kapalı günleri de kış” derler. İlk parti lale fotoğraflarımda güneş de var yağmur da …

Lale_Tulip_Bl6101_FatihGelincik

 

Lale_Tulip_Bl6102_FatihGelincik

 

Lale_Tulip_Bl6103_FatihGelincik

 

Lale_Tulip_Bl6104_FatihGelincik

Göztepe Parkında laleler ekildikten sonra, açana kadar koruma altındalar. Herhalde kargaların lale soğanlarına zarar vermelerini engellemek için. Aşağıdaki fotoğrafta koruyucu file, ‘gözleri yaşlı (!) lale’ fotoğrafında güzel bir etki yaratmış.

Lale_Tulip_Bl6105_FatihGelincik

Aşağıdaki fotoğrafta açmak için son hazırlıklarını yapan lale sanki bir yarı-açık kozanın içinde. Bu fotoğrafta hoşuma gidenler ana fikir, yaprakların kadifemsi görünüş ve renkleri. Keşke net çekebilseymişim.

Lale_Tulip_Bl6106_FatihGelincik

İlkbahar da çok övgü alan bir mevsim. Birkaçına değinmeden olmaz.

Bahar geri geldi. Yeryüzü, şiirler bilen bir çocuk gibi.

Rainer Maria Rilke

 

Sevdiğim şair Pablo Neruda da bir karşı duruş sergilemiş:

Bütün çiçekleri kesebilirsiniz ama ilkbaharın gelmesini engelleyemezsiniz.

 

Ama bir ‘balans ayarı’ veren de olmuş.

Mevsimlerin geçişine ilgi duymak ilkbahara umutsuzca aşık olmaktan daha mutluluk verici bir ruh halidir.

George Santayana

 

Fotoğrafçı her mevsimin kendine özgü güzelliklerini kovalamalı ama bu taraf tutmaya engel değil : Son-ba-har! Son-ba-har!

Lale_Tulip_Bl6107_FatihGelincik

 

Lale_Tulip_Bl6108_FatihGelincik

Bir laleyi kayısıya benzetmek doğru olur mu bilemiyorum ama bir de siz bakın…

Lale_Tulip_Bl6109_FatihGelincik

Bir de aşağıdaki laleye bakalım. Sanki bir grafik sanatçısı laleyi bu hale getirmiş. Emeğine sağlık!

Lale_Tulip_Bl6110_FatihGelincik

Lalelerin en güzel özelliklerinden biri de farklı renk tonları ile ayrı ayrı güzellikler sergilemeleri …

Lale_Tulip_Bl6111_FatihGelincik

 

Lale_Tulip_Bl6112_FatihGelincik

Makro mercekle dolaşınca laleleri tek tek veya küçük gruplar halinde çekme eğiliminde oluyorum. Bir iki tane de toplu fotoğrafımız olsun…

Lale_Tulip_Bl6113_FatihGelincik

 

Lale_Tulip_Bl6114_FatihGelincik

Parkta başıboş koşturan köpeklerin kazasına uğrayan laleler bana boynu bükük lale çekme fırsatı sunuyor.

Lale_Tulip_Bl6116_FatihGelincik

 

Lale_Tulip_Bl6115_FatihGelincik

 

Lale_Tulip_Bl6117_FatihGelincik

Hele bir tanesi var ki yağmur damlacıklarıyla göz alıyor. Yeni nesiller herhalde bilmez; Sonsuz Ölüm adıyla izlediğimiz Butch Cassidy and the Sundance Kid filminin müziklerinden Raindrops Keep Fallin’ On my Head şarkısını çağrıştırıyor.

“Yaa iyi olur, dinleseydik” diyenler için :

https://www.youtube.com/watch?v=hziG9Nr6KHU

Lale_Tulip_Bl6118_FatihGelincik

Sırada şöyle kıpkırmızı bir lale var

Lale_Tulip_Bl6119_FatihGelincik

Bu serinin favorilerinden biri lale. Işığı güzel almış. “Beni sevin” diyor.

Lale_Tulip_Bl6120_FatihGelincik

Son olarak da kübizm çağrışımları yapan, çok ilginç bir lale var. Fotoğrafta görsel etki, hile falan aramayın!

Lale_Tulip_Bl6121_FatihGelincik

 

İstanbul deyince aklıma martı gelir

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun İstanbul Destanı adlı uzun şiiri böyle başlıyor :

İstanbul deyince aklıma martı gelir

Yarısı gümüş, yarısı köpük

Yarısı balık yarısı kuş

…

Martilar_Seagulls_Bl301_FatihGelincik

Bu blog’umun konusu yine martılar. Ama başladığımız şiiri bitirelim önce.

…

İstanbul deyince aklıma

Koca Sinan gelir

On parmağı on ulu çınar gibi

Her yandan yükselir

Sonra gecekondular gelir ardısıra

İsli paslı yetim

Eyy benim dev memesinde cüceler emziren

acayip memleketim

 

Uzun mu uzun, güzel mi güzel bir destan. Adeta bir film izliyorum: İstanbul’dan değişik manzaralar, değişik insanlar duygulandırıyor beni. Yeri geldi gülümsedim de :

…

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir

Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır

Ama şu Kızkulesinin aklı olsa

Galata kulesine varır

Bir sürü çocukları olur

…

Şiirin sonuna geldiğimde boğazımda bir şeyler düğümlendi. Aşağıdaki bağlantıyı izleyip bu güzel destanı okumalısınız.

http://www.siirdostu.com/tr/bedri-rahmi-eyueboglu-istanbul-destani

 

Martı fotoğraflarına dönelim …

Bu hafta usta sanatçı Ersin Alok’un İstanbul Fotoğraf Müzesindeki sergisine giderken ve dönüşte martılar fotoğraf çektirmek için yarıştılar yine! Portreler – Dağlar – Ersin Alok’un Renkli Dünyası olmak üzere üç başlık altında, üç salonda göz alıcı pek çok fotoğraf sergileniyor. Fotoğraf severlerin görmesi gerekir. Kişisel bir iki not düşmem gerekirse; Bilecik Armut Gölü ve Yalova Uçan Su Şelalesi’ni not aldım. Bir de, çok sevdiğim yazar John Le Carré’nin Gece Müdürü adlı romanının uyarlandığı TV dizisinde gördüğüm İsviçre Alplerindeki Zermatt dağı fotoğraflarına ayrı ilgi gösterdim.

 

Martılar … Arşivimde o kadar martı fotoğrafı birikti ki, artık sadece çok beğendiklerimi saklıyorum.  Bu arada ilginç alt-başlıklar da oluşuyor. Bunlarda biri de ikili martı fotoğrafları.

Martilar_Seagulls_Bl302_FatihGelincik

Martilar_Seagulls_Bl303_FatihGelincik

Martilar_Seagulls_Bl304_FatihGelincik

Makinamın yüksek çözünürlüğü sağolsun! Vapurların peşine takılıp, atılan simit parçalarını kapmaya çalışan martıların ekranı boydan boya kaplaması hoşuma gidiyor.

Martilar_Seagulls_Bl305_FatihGelincik

Benzer bir fotoğraf daha; ama gün biraz ilerlemiş. Işığı neredeyse yandan alıyoruz, ton farklılaşmasını beğendim.

Martilar_Seagulls_Bl306_FatihGelincik

Ekranda fotoğrafları incelerken bir de bakıyorum, bir tanesiyle resmen göz göze gelmişiz …

Martilar_Seagulls_Bl307_FatihGelincik

İkili fotoğraflara devam edelim …

Martilar_Seagulls_Bl308_FatihGelincik

Martilar_Seagulls_Bl309_FatihGelincik

Martilar_Seagulls_Bl310_FatihGelincik

Can Yücel’in ‘Martılar ki’ şiiri şu dizeyle bitiyor :

Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin

 

Bu dizeye eşlik etmesi için aşağıdaki fotoğrafı seçtim. Gelin arabasının peşinden koşan çocukların havasını yakıştırdım ….

Martilar_Seagulls_Bl311_FatihGelincik

Yakaladığım bir iki değişik poz daha var.

Martilar_Seagulls_Bl312_FatihGelincik

Martilar_Seagulls_Bl313_FatihGelincik

Bir sakat martı ile daha karşılaşmış olduğumu sonradan farkettim.

Martilar_Seagulls_Bl314_FatihGelincik

Sırada kendini dağıtmış gibi gözüken bir martı var.

Martilar_Seagulls_Bl315_FatihGelincik

Martilar_Seagulls_Bl316_FatihGelincik

Sonuncu fotoğrafta martı öyle bir yakalanmış ki biraz baykuşu andırıyor sanki …

Martilar_Seagulls_Bl317_FatihGelincik

Tam da ilkbaharı müjdeleyen bu günlere göre bir Orhan Veli şiiri ile nokta koyalım.

Gün Olur

Gün olur, alır başımı giderim,

Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda

Şu ada senin, bu ada benim,

Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;

Çiçekler gürültüyle açar;

Gürültüyle çıkar duman topraktan.

Hele martılar, hele martılar,

Her bir tüyünde ayrı bir telaş!

Gün olur, başıma kadar mavi;

Gün olur, başıma kadar güneş;

Gün olur, deli gibi…

 

Bana sorarsanız; bu şiirde en çok da çiçeklerin gürültüyle açmasını seviyorum.

Güzel fotoğraflar ve içinde martılar uçan şiirlerin yer aldığı “Kanat Çırpışıyla Şiirlere Dokunabilmiş Martılar ve 13 Martılı Şiir” başlıklı yazıyı okumanızı öneririm.

http://listelist.com/martili-siirler/

Çiçek Senfonisi

…

Çiçekler bir şölen yaşamda

Renklerin en büyük orkestrası ..

Dursuz-duraksız çalar her insanda

Sevinci, aldanıyı, ölümü ve yası.

Özdemir Asaf, ‘Çiçek Senfonisi’ şiirinden

 

Yazımın başlığını ‘Kış Çiçekleri’ olarak düşünmüştüm. Sonra Özdemir Asaf’ın ‘Çiçek Senfonisi‘ şiiri ile karşılaşınca işler değişti. Ama bu fotoğraflar  – bu senfoni- kış çiçeklerinden oluşuyor.

Sigirciklar_Bl01_FatihGelincik

Açılış fotoğrafımızda çiçek yok ama kış var. Kış sığırcığın gagasında! Sığırcıkların gagalarının yaz mevsiminde sarı, kış mevsiminde siyah renkte olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Geçenlerde elimde fotoğraf makinem, bakınırken soğuk havada martıların ve sığırcıkların, korkularını yenerek, simit veya ekmek parçası atanlara iyice yaklaştıklarını gördüm. Sığırcıkları yaklaşabilmek kolay değil, fırsatı bulunca da çekmek gerek…

Son birkaç ay içinde, bazılarına yanlarından geçerken gözüm takıldı bazılarını ise tekrar tekrar ziyaret ettim, epeyce çiçek fotoğrafı birikti. Aralarından seçtiklerimi paylaşıyorum. Seçkimizde neler var; kamelya, kardelen, kış nergisi, çakal nergisi, öryops, katır çiğdemi, yel çiğdemi, gül, taflan ve adını bilmediğim birkaç çiçek…

Taflanın çiçekler arasında ne işi var? demeyin, güzel bir kaya parçasına yaslanmıştı. Yanımda, üç ayak da olmasa da çekiverdim, çekmesem olmazdı.

Fotoğraflar çoğunluka makro mercek ile çekildi. Bu nedenle ekranı dolduruyorlar. Onlara çiçek portreleri demek daha doğru olacak.

Epeyce fotoğraf var. Bu defa, fotoğrafları slayd gösterisi gibi –ya da sessiz film gibi- sıralamayı düşündüm. Sonra havam değişti, aralara yine biraz şiir dizeleri serpiştirmek istedim. Baksanıza …

Bir çiçek duruyordu, orda bir yerde,

Bir yanlışı düzeltircesine açmış;

Gelmiş ta ağzımın kenarında

Konuşur durur

…

Cemal Süreya

 

Unutmadan, söylemiş olayım. Kapanışta sözlü yapacağım – sorular da kazık!

Kis_Cicekleri_Bl01_Gul_FatihGelincik

Söyle bana, gül çıplak mı, yoksa o tek elbisesi mi?

Pablo Neruda, ‘Sorular Kitabı’ndan

Kis_Cicekleri_Bl02_Cakal_Nergisi_FatihGelincik

Kis_Cicekleri_Bl03_FatihGelincik

Yarin dudağından getirilmiş

Bir katre alevdir bu karanfil

Ruhum acısından bunu bildi!

Ahmet Haşim,   *katre = damla

Kis_Cicekleri_Bl04_FatihGelincik

Kis_Cicekleri_Bl05_Kardelen_FatihGelincik

İşte gerçek bir kış çiçeği : kardelen

Kis_Cicekleri_Bl06_FatihGelincik

…

ben şimdi bir gülü

kendi güvenliği için bir sevda şiirine dönüştürmeye

yargılı bir şairim. yaptığım bu işte!

Hilmi Yavuz, ‘Koruganlar‘ şiirinden

Kis_Cicekleri_Bl07_FatihGelincik

Kis_Cicekleri_Bl08_Kamelya_FatihGelincik

Kis_Cicekleri_Bl09_Euryops_FatihGelincik

Börtü böcek deyip geçmemek gerek. Elinize bir büyüteç alsanız gözünüzü alamazsınız.

Kis_Cicekleri_Bl10_Dag_Lalesi_FatihGelincik

Dağ lalesi …

Kis_Cicekleri_Bl11_FatihGelincik

Kaya parçasına yaslanmış taflan … Keşke daha net biraz da daha aydınlık çekebilseymişim

Kis_Cicekleri_Bl12_Guveyfeneri_FatihGelincik

Güveyfeneri … Çekmeye doyamadım sizleri; en azından birinize burada da yer vermem gerekiyordu.

Kis_Cicekleri_Bl13_Yel_Cigdemi_FatihGelincik

Kis_Cicekleri_Bl14_Dag_Lalesi_FatihGelincik

Dağ laleleri … Daracık yerde size daha fazla yaklaşamadım.

Kis_Cicekleri_Bl15_Katir_Cigdemi_FatihGelincik

Katır çiğdemi … sadece çiğdem diye seslensem size ?

Kis_Cicekleri_Bl16_Karanfilgil_FatihGelincik

Karanfilgillerden … Havai fişek gösterisi için kullanabilirsiniz

Kis_Cicekleri_Bl17_FatihGelincik

Şanslı bir sofra için hakiki çiçek balı hazırlığı …

Kis_Cicekleri_Bl18_FatihGelincik

Kis_Cicekleri_Bl18_Tomurcuk_FatihGelincik_

Tomurcuk … Tıkış tıkış bir güzellik!

Kis_Cicekleri_Bl_13_FatihGelincik

Bakar mısınız … Sanki çürümüyor da bir mücevhere dönüşüyor

Evet, kapatmadan önce Sözlü’yü de yapayım.

Sorular :

Acı çeken şehirlere yağmur hangi dilde yağar?      

Henüz dökülmemiş göz yaşları gölcüklerde mi bekler?

O hep bekleyen kişi, hiç birini beklememiş birinden daha çok mu acı çeker?

Söyle bana, gül çıplak mı, yoksa o tek elbisesi mi?

Ağaç gökyüzü ile konuşabilmek için topraktan ne öğrendi?                                                          

Pablo Neruda, ‘Sorular Kitabı’ndan

 

Gönlümüzde çiçekler açsın!

Güveyfeneri

“Ne feneri?” diye sormayın. Güveyfeneri veya Çin feneri ya da yer kirazı. Bu blog’un konusu bu göz alıcı meyveler. Ufak çalı biçiminde olduklarından göz seviyenizde değiller. Bu nedenle hemen farketmiyorsunuz ama farkettiğiniz anda da kalbiniz daha hızlı atmaya başlıyor ….

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl01_FatihGelincik

Bu bitkiye Çin Feneri adı verilmesini yukarıdaki fotoğraf her halde güzel açıklıyor.

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl02_FatihGelincik

Parlak turuncu renkteki meyve narin bir kabuk içinde. Bu kabuğa benim kafes diyesim geliyor. Bülbülü altın kafese koymuşlar … Neyse altın kafese geri döneriz. Bakın biri kaçmış …

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl03_FatihGelincik

Meyvelerin yere yakınlığı yüzünden yerdeki dağınıklığı gizlemek için yansıtıcımın kabını arka fon olarak kullanıyorum.

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl04_FatihGelincik

Boşalan kabuklar, kafesler, evler -ne derseniz deyin … Göze değişik geliyorlar.

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl05_FatihGelincik

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl06_FatihGelincik

Ama efekt yaratmaya hiç gerek yok. Bazıları öyle çarpıcı ki uzun uzun bakasınız geliyor …

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl07_FatihGelincik

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl08_FatihGelincik

Kafesinin dokusu ve içindeki parlak turuncu, mücevher gibi meyvesi ile güveyfeneri gözümü aldı. Altın çilek’in akrabası olan bu meyve –uyarılar da olsa- bazılarını baştan çıkarabilir. Hayır, hiç yemedim!

Neyse biz seyrimize devam edelim.

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl09_FatihGelincik

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl10_FatihGelincik

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl11_FatihGelincik

Bazı kafesler dantel ile örülmüş sanki …

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl12_FatihGelincik

Belli ki kaptırmışım kendimi; diyafram ile oynayıp sanki başka bir aleme dalıyorum …

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl13_FatihGelincik

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl14_FatihGelincik

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl15_FatihGelincik

Son fotoğrafımız gerçekten de atasözüne eşlik edecek gibi; bülbülü altın kafese koymuşlar …

Guveyfeneri_Physalis_alkekengi_Bl16_FatihGelincik

 

Sağlıklı ve mutlu bir yeni yıl dileklerimle …

Çiğdemlere selam olsun …

Bahar yağmuru altında sokakta çıplak ayakla koşturduğunuz oldu mu? Yazın deniz kenarında veya derelerde yürümeyi seversiniz ama. Peki sonbaharda kuru yaprakların arasına dalıp yürümeye, kışın dizlerinize kadar karın içine dalıp yürümeye, koşuşturmaya ne dersiniz? Her mevsim ayaklarımızı hoş tutacak bir güzellik buluyoruz galiba.

“Çiğdemler nerede? “ diye meraklanmayın, işte oradayız. Atatürk Arboretum’unda her yeri kaplayan kurumuş yaprakların hışırtılarının tadını çıkararak yürürken sağda solda gördüğüm çiğdemler gözümü aldı. Hemen birkaç gün sonra makro merceğimi kaptığım gibi onların dünyasına daldım. Dikkat kesilmedikçe gözlerimizin seçmediği güzellikleri, yüksek çözünürlüklü bir fotoğraf makinası ve bir makro mercek önümüze seriveriyor.

İncecik saplı bu narin ve güzel çiçeklerden sizin için seçtiklerime gelince …

Cigdem_Bl01_fatihGelincik

Cigdem_Bl02_fatihGelincik

Cigdem_Bl03_FatihGelincik

Cigdem_Bl04_FatihGelincik

Cigdem_Bl05_FatihGelincik

Atatürk Arboretum’unda doğal ortamda serpilen çiğdemleri bırakıp Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’ne geçiyorum. Burada değişik çiğdem türleri var; Gezgin Çiğdem, Mor Çiğdem, Güz Çiğdemi, crocus coreocreticus türlerini görüyorum. Bunlar koruma altındalar, özenle bakımları yapılıyor.

Dikkatlerin dağılmaması için çiğdemleri tek başlarına çekmeye çalıştım. Bunun için de diyaframı açınca fotoğraflar daha soyut görünümlü oldu, bazıları hepten sulu boya resimleri andırıyor. Bazıları benim hoşuma gittiler, umarım siz de beğenirsiniz …

Cigdem_Bl06_FatihGelincik

Cigdem_Bl07_FatihGelincik

Cigdem_Bl08_FatihGelincik

Cigdem_Bl09_FatihGelincik

Cigdem_Bl10_FatihGelincik

 

 

Sonbahar kaçıp giderken …

Sonbahar_yeniden_Bl01_FatihGelincik
Bir sonbaharı daha geride bırakıyoruz. Söylenenlere kulak verirseniz; güya yaz mevsiminin olanakları tükenmiş, soğuk kış günleri neredeyse kapımızdaymış. İnsanoğlu hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak içine kapanıyormuş. Hasat mevsimi olmasını bir kenara koyarsanız, sonbahar melankoli zamanıymış. Belki biraz doğruluk payı da var bu söylenenlerde ama benim sonbaharım bu değil. Sonbahar; coşkuyla tadını çıkarmaya çalıştığım, renklerine hasta olduğum bir mevsim benim için.
Bu sonbaharda Atatürk Arboretumunu sıkça ziyaret ettim. Bir gidişimden diğerine ağaçların nasıl yapraklarını dökündüklerini bile gözlemledim. Sıra paylaşmaya geldi.

Yukarıdaki fotoğrafta yaprakları sararmaya başlamış söğüt ağacının dalları arasından uzaktaki, yaprakları kızaran ağacın da farkedilmesini istedim. Nedense yıllar önce izlediğim Gizli Bahçe filmini çağrıştırdı; sanki o ağacı sadece oradan görebilirmişsiniz gibi…
Sonbahar_yeniden_Bl02_FatihGelincik

Bu görkemli ağaca kayıtsız kalamazsınız. Kolay kolay fotoğrafınıza da sığdıramazsınız. Geniş açılı bir mercek gerekiyor. Geniş açıya geçmeden önce ağacımızı güneşin önüne bir perde çekerken de görüntüledik.

Sonbahar_yeniden_Bl03_FatihGelincik

Geniş açılı merceğimizle ağacı bütün olarak Ekim başındaki haliyle görelim.

Sonbahar_yeniden_Bl04_FatihGelincik

Sonbahar renklerine geri dönelim. Güneşin etkisi de olsa gerek; hemen oracıkta olup o anı tekrar yaşamak isteyebilirsiniz.

Sonbahar_yeniden_Bl05_FatihGelincik

Sonbahar_yeniden_Bl06_FatihGelincik

Yukarıdaki fotoğrafta her ağaç ayrı bir zamanı yaşıyor gibi. Bu noktayı aklımda tutup –kısmet olursa-gelecek yıl farklı alan derinlikleri denemek istiyorum.

Gelelim bu serinin en çok sevdiğim fotoğraflarından birine …

Sonbahar_yeniden_Bl07_FatihGelincik

Ağacın yaprakları sanki dalga dalga kızarıyor. Kırmızı birşeyler duman gibi uçuşarak yükseliyor gibi. Umarım bu görüntü başkalarına da hitap ediyordur. Sözü “Güzellik bakan gözdedir” deyişine getireyim. Bize güzel gelen her şey başkalarına aynı güzellikte görünmeyebilir ama dik durmak lazım!

 

Atatürk Arboretumda adlarını bilemediğim pek çok, değişik ağaç türü var. Ama fotoğrafçı gözüyle ben isimlerine değil de renklerine takılıyorum. İşte size kısacık boylarına karşın göz alıcı sonbahar görünümleriyle dikkatimi çeken iki ağaç …

Sonbahar_yeniden_Bl08_FatihGelincik

İlk fotoğrafta söğüt dallarının arasından görünen ağaca biraz daha yakından bakmadan geçmeyelim.

Sonbahar_yeniden_Bl09_FatihGelincik

Atatürk Arboretumunun ‘ikonik’ görüntüsünü tekrarlamadan olmaz: sonbahar ve gölet.Sonbahar_yeniden_Bl10_FatihGelincik

Çıkışa yaklaşıyoruz, sonbahar renklerini sevenler için ağaçların arasına bir kez daha dalalım ve güneşi çağıralım …

Sonbahar_yeniden_Bl11_FatihGelincik

Şükürler olsun diye başımızı yukarı kaldırdığımızda klasik bir görüntü bizi bekliyor.

Sonbahar_yeniden_Bl12_FatihGelincik

Sonbaharın bitmesini istemiyorum ama düşen yaprakları toplayan küçük arkadaşımız işini bitirince mevsimlerden kış olacak …

Sonbahar_Yeniden_Bl13_FatihGelincik

Yedigöller – Şelaleler

Yedigöller’de kısacık bir günün izlenimleri …

Kaçırdıklarımıza yanmamak mümkün değil ama bardağın dolu tarafına bakalım. Bardağın dolu tarafında şelaleler var …

Yedigoller_FatihGelincik_15101

Fotoğrafa gönül verip de değişik mercek, filtre ve üç ayak yatırımı yapanların olmazsa olmazı sonbaharda yapılacak bir Yedigöller turudur. Şelale, çağlayan fotoğrafları çekimi de bu turun gözde etaplarından biri. Ama günlerden bir bayram günü ise Yedigöller gezinizde şelaleye iyice yaklaşmak isteyen, serüven coşkusu ile yukarılara tırmanan fotoğrafçıların fotoğraflarınıza girmemesi için sabırla beklemeniz gerekiyor.

Hal böyle olunca bir iki fotoğrafla yetinip daha aşağılardaki çağlayanlara odaklandım. Şelale veya çağlayan fotoğraflarında hedef, akan suyu, ben diyeyim bulut halinde, siz deyin süt gibi çekebilmek. Bunun için filtre ile makinaya ışık girişini zorlaştırıp poz süresini uzatmak gerekiyor. Akan su dışında fotoğraftaki her şeyin de pırıl pırıl net olması lazım. Yoksa notunuz kırılır! Üç ayak da şart. Ama sonuç gerçekten etkileyici olabiliyor. Bu teknik ile çekilen fotoğraflar gözlerimizle göremediğimiz manzaraları bize hediye ediyor.

Yedigoller_FatihGelincik_15102

Yedigoller_FatihGelincik_15107

Yedigoller_FatihGelincik_15103

Yedigoller_FatihGelincik_15104

Bu mevsimde Yedigöller’de bulunmak bir ayrıcalık. Sonbahar renklerine de tutkunluğunuz varsa, o çok da geniş olmayan şelaleler bölgesinden bir dolu fotoğraf çıkarmayı başarabilirsiniz.

Yedigoller_FatihGelincik_15106

Yedigoller_FatihGelincik_15105

Müthiş kalabalık arasında usul usul yer değiştirmeler, pozların zaman alması derken saatler su gibi aktı. ilk başta milli parktaki doğal hayattan geldiğini varsaydığım homurdanmaların bizim ekipten geldiği sözlü sataşmalarla kesinlik kazanınca hüzünlü bakışlarla şelalelerden ayrıldım.

Geri kalan kısacık zamanda nefeslerimizin kesildiği hızlı bir tırmanış sonrasında Nazlıgöl, İncegöl ve Sazlıgöl’e de uğramış olduk. Buralarda ekip ile aramı düzeltmek için onların fotoğraflarına ağırlık verdim.

Yedigoller_FatihGelincik_15108

Yedigoller_FatihGelincik_15109

Neyse yüzlerde gülümsemeler belirdi.

Yedigoller_FatihGelincik_1510100

Sazlıgöl’ün yüzeyindeki yeşil örtünün arasındaki rengarenk yapraklar da göz alıcı duruyordu. Fotoğrafın sağ tarafında yine bir yüz görür gibi oldum.

Yedigoller_FatihGelincik_151011

Yedigoller_FatihGelincik_151012

 

Şimdi geriye bakınca; ne seyir terasına uğrayabildik, ne de göllerin hakkını verebildik. Ama karanlığa kalmadan milli parktan çıkmamız gerekiyordu.

Son söz: Yarım kalanlar bizi Yedigöller’e geri götürmeli…

Nilüferler ve çağrışımlar

Bu yaz çektiğim nilüferler fotoğraflarımın görücüye çıkma zamanı geldi. Gün geçtikçe yapraklar o kadar büyüdüler ki nilüfer çiçeklerini görebilmek, fotoğraflayabilmek çok zor, nilüfer sezonunu artık kapatıyorum.

Aykırı filozof Nietzsche şöyle buyurmuş: “Bir şeyin değeri, bazan, insana kazandırdıklarında değil onun neye mal olduğunda yatar.” Yani önümüzdeki yaz başında –inşallah- çekeceğim güzel nilüfer fotoğrafları benim bir yılıma mal olacak, ömrümden bir yıl götürecek! Bardağın dolu tarafına değil de boş tarafına bakarsanız böyle olur. Şaka bir yana; mevsimlik pek çok şeyi -bahar çiçeklerini, yaz aşklarını, sonbahar yapraklarını ve gönlümüzde kanat çırpıntısı yaratan diğer şeyleri- geride bıraktıkça onlara tekrar kavuşacağımızı düşünerek avunuruz.

Nilüfer fotoğraflarına geçmeden önce bu yaz yaşadığımız ilginç bir olayı anlatmam gerekiyor. Yer Sultanahmet camisinin avlusu. Ortalık yabancı, yerli turist dolu. Fotoğraf çekmek için camiye girmeden önce alçak taş duvarın üzerine oturup bakınıyorum. Caminin dış görünüşü de görkemli, olduğundan fotoğraf çeken çekene. Oldukça yaşlı bir yabancı çift yanıma oturuyorlar. Kendi aralarında Fransızca konuşuyorlar. Kadın ile göz göze geldiğimizde turistlere özgü bir şekilde kibarca gülümsüyor. Şansımı zorlayıp, İngilizce, caminin içini görüp görmediklerini soruyorum. Biraz dinlenip gireceklerini söylüyor. Konuşuyoruz. Kanadalı olduklarını öğreniyorum. Kadın Türkiye’yi ve Mısır’ı çok sevdiklerini anlatıyor. Artık yaşlandıklarını, büyük ihtimalle son defa geldiklerini söylüyor… Bu konuşma daha sonraları aklıma geldikçe boğazımda birşeyler düğümleniyor. Sevdiğinizi bir şeyi son defa yapmakta olmak buruk bir deneyim olmalı…

“Nilüfer fotoğraflarına geçebilir miyiz artık?” diye soranlarınız vardır. Geçelim.

Niluferler_Bl5_01_FatihGelincik

Bu fotoğrafı sevmemin nedeni nilüferin, sanki bir kuyunun içindeymiş gibi az ışık altındaki değişik havası. Nilüfer karanlıkta ışık kaynağı olmuş gibi. Ünlü şairimiz Behçet Necatigil’in Nilüfer adlı şiirinin üçüncü dörtlüğünü beraberce okuyalım :

…

Bir ışıktı yanardı yalnız gecelerde;

Akşam, çiçekler uykuya yattı,

Sardı karşı kıyıları karanlık-

Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.

 

Bu dörtlükte Nilüfer’in şairin gençliğinin simgesi –belki Nilüfer isimli bir kız arkadaşı- olduğu, Yunan mitolojisinin ünlü bir aşk öyküsüne gönderme yapıldığı, akşam –yaşlılık- ile birlikte karşı kıyılara –gençlik- ulaşmanın, artık, yol gösterecek lamba olmadığı için mümkün olmadığı anlatılıyormuş . Şiirseverler bu güzel şiirinin bütününü ve açılımını okumak için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirler.

http://sibiryaberberi.blogspot.com.tr/2012/09/necatigilin-niluferi.html

 

Daha önce de sözü geçmişti; fotoğrafta kontrastın önemi büyük. Fotoğrafa bakan kişi için farklı ilgi alanları yaratabiliyorsunuz. Bazan aydınlıkta, bazan da gölgede, karanlıkta kalan alanlara dikkati çekmeyi başarabiliyorsunuz. Ben genellikle açık tonlardaki nilüfer çiçeklerini gölgeler arasında yakalamayı seviyorum.

Niluferler_Bl5_02_FatihGelincik

Her yaz yüzlerce nilüfer fotoğrafı çekiyorum. Nilüfer havuzlarını, göletlerini dakikalarca, dikkatlice süzüp sanki satın alacakmışım gibi çiçek ve kompozisyonlar arıyorum.

Çok sevdiğim bir kıyaslama var: resim bir katma, yanına bir şeyler koyma sürecidir. Evi çizersiniz, ön tarafında bir ağaç kondurursunuz, bahçede oynayan sevimli çocukları ilave dersiniz, arkada batmakta olan güneşi, kıvrıla kıvrıla akan dereceği de kondurdunuz mu resim son şeklini alır. Fotoğraf da ise bir çıkarma süreci vardır. Çektiğiniz kişinin arkasındaki aydınlatma direği, yemyeşil parkı çevreleyen telli çit, az ilerdeki naylon torbalar … Bunların fotoğrafınızda yer almaması için yer değiştirirsiniz, temizlik yaparsınız vs. Ben de, istediğim kompozisyonu yakalamak için sağa sola, ileri geri sıkça yer değiştiririm.

Şanslı bir gününüzdeyseniz nilüferin yakınlarındaki bir kurbağacık fotoğrafınıza güzellik katabilir. Çook sessiz olup kurbağanın kaçmamasıni dileyin.

Niluferler_Bl5_03_FatihGelincik

Aşağıdaki fotoğrafa bakarken kıvrık yapraklardan üsttekinin bana kalbini gösterdiğini, nilüfer sevgime karşılık verdiğini hayal ediyorum …

Niluferler_Bl5_04_FatihGelincik

Nilüfer fotoğraflarına sudaki yansımalar da zenginlik katabiliyor. Dallar, ağaçlar, güneş …

Niluferler_Bl5_05_FatihGelincik

Polarize filtreler yansıma miktarını kontrol edebilmemizi sağlıyor. Bence onlarsız olmaz. Günün saati, havanın bulutlu olup olmaması da önemli. En uygun olanı ‘parçalı bulutlu’ gökyüzü. Kaçırmamak gerek.

Niluferler_Bl5_06_FatihGelincik

500px isimli fotoğrafv topluluğuna zaman zaman fotoğraflarımı yüklüyorum. Aşağıdaki fotoğrafı -güneş yansımasına atıfta bulunarak- “Atlantis güneşi üzerinde nilüfer” ismiyle yükledim. Fotoğrafta nilüfer ile güneşin yansımasını yan yana yakalamak için epey ter döktüğümü hatırlıyorum.

Niluferler_Bl5_07_FatihGelincik

Aşağıdaki fotoğrafta polarize filtrenin etkisi ve enstantane seçimi birleşmiş nilüfer çiçeğimizin rengi iyice değişmiş. Ortaya sanki neon ışık yayan -sanki GDO’lu- bir çiçek çıkmış. Fazla eleştiriye gelemem, bana sorarsanız “nilüfer kırk yılın başında bir diskoya gitmiş” derim.

Niluferler_Bl5_08_FatihGelincik

Peki, beni az önce topa tutanlar aşağıdaki nilüferin rengine ne kusur bulacaklar acaba …

Niluferler_Bl5_09_FatihGelincik

Şimdi ise bir nilüfer çiçeğinin, uzun boylu görünmek için ayaklarının ucunda yükselerek suyun epeyce üzerine çıkışına bakalım.

Niluferler_Bl5_10_FatihGelincik

Fotoğrafçıların güzel bir numarası vardır: yanlarında taşıdıkları su şişesinden su püskürterek çiçeğin üzerine “yağmur yağmış” etkisi yaratırlar. Size havuzun kenarından dökülen sudan nasiplenen bir nilüfer fotoğrafı geliyor. (Bu fotoğrafta) Numara yok! Yazın şu en sıcak günlerinde havuz, deniz çağırıyor bizi.

Niluferler_Bl5_11_FatihGelincik

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesindeki nilüfer havuzundan bir grup fotoğrafı gözümüzü ve gönlümüzü doldursun …

Niluferler_Bl5_12_FatihGelincik

Son olarak bu havuzun kenarından çektiğim; doğa, insan, kitap sevgisini aynı karede buluşturan bir fotoğraf ile kapanışımızı yapalım.

Niluferler_Bl5_13_FatihGelincik